Biz o gün Aphrodisias Stadyumuna gidiyorduk. En büyük olimpiyatların meydanına. Kendi küçük dünyalarımızdan bir öğretmen bizi alıp çıkarmış bin yıllar öncesine bir seyahate götürüyordu. Yoksul çocuklardık, işçi çocuklarıydık ama iyi yürekli öğretmenlerimizin arasındaydık. Karacasu'nun Geyre mahallesinde bulunan tarih yolculuğumun ilk adımlarıydı diyebilirim. Şimdi niye dönüp o günü ve stadyumu tekrar hatırlıyorum ve bu konu hakkında yazmak istiyorum diye düşündüğümde, o tarihi arenadaki koşunun vermiş olduğu duyguyu not etmek istediğimi anladım. Bu yüzden gençliğimin başlarından bir yolculuğun hikayesini sunuyorum.
Adını aşk ve güzellik tanrıçası Afrodite'den alan bir Karia kenti olan Aphrodisias kentinin bu stadyumu gerçekten büyüleyici. Antik Yunan ve Roma dünyasının bir parçası olan bu stadyumda olimpiyat oyunları yapılırmış. Atletizm sporlarına uygun olarak inşa edilmiş olduğunu söylüyor araştırmacılar. Zaman zaman seçimlerinde yapıldığı bu stadyum çoğunlukla tanrılara tapınma alanı olarak kullanılmış. Belki de Afrodite, aşka ve güzelliğe sunulan sunakların merkezlerinden biriydi. Bizim o günlerde dinlediğimiz söylence ne kadar doğrudur yanlıştır bilemem ama gerçekten soluk kesiciydi. Roma'nın başkentindeki Collesium'daki gladyatör dövüşlerinin benzerlerinin bu stadyumda da yapıldığı üzerineydi. Genellikle vahşi hayvanlarla savaş esirlerinin dövüştürüldüğü bir alan.
Stadyumun iki ucunda büyük galeri ağızları var. 30.000 kişilik olduğu söylenen stadyumun bir tarafında savaşçıların karşı tarafında da vahşi kedilerin, aslanların olduğu galeri bulunuyor. Galeriler seyircilerin oturduğu uç basmakların altında yer alıyor. Aslında dövüşü kimin kazanacağı başından belli dövüşler bunlar. Bunu karşılıklı iki galeriye de girip sahaya doğru koşarak çıkarsanız çok iyi deneyimleye biliyorsunuz. Savaş esirlerinin beklediği galeri düz bir zemin ve koşarak dışarı çıktığınızda normal hızınızda kalıyorsunuz ama yırtıcı hayvanların tutulduğu galeri çıkışa doğru eğimli, aynı hızda buradan da koşarak dışarı çıktığınız anda sahanın ortasına kadar sanki fırlatılmışsınız gibi bir hıza sahip oluyorsunuz. Bu dehşeti yaşamak gibi bir şey. Tarihe dokunmak, solumak ve dehşetine şahit olmak , o gün yaşadığım duygu, işte buydu. Bizi küçük dünyalarımızdan alıp
bu büyük dünyaların kapılarını aralamamızı sağlayan, sevgili öğretmenime teşekkür ederim. Sevgilerle!
Adını aşk ve güzellik tanrıçası Afrodite'den alan bir Karia kenti olan Aphrodisias kentinin bu stadyumu gerçekten büyüleyici. Antik Yunan ve Roma dünyasının bir parçası olan bu stadyumda olimpiyat oyunları yapılırmış. Atletizm sporlarına uygun olarak inşa edilmiş olduğunu söylüyor araştırmacılar. Zaman zaman seçimlerinde yapıldığı bu stadyum çoğunlukla tanrılara tapınma alanı olarak kullanılmış. Belki de Afrodite, aşka ve güzelliğe sunulan sunakların merkezlerinden biriydi. Bizim o günlerde dinlediğimiz söylence ne kadar doğrudur yanlıştır bilemem ama gerçekten soluk kesiciydi. Roma'nın başkentindeki Collesium'daki gladyatör dövüşlerinin benzerlerinin bu stadyumda da yapıldığı üzerineydi. Genellikle vahşi hayvanlarla savaş esirlerinin dövüştürüldüğü bir alan.
bu büyük dünyaların kapılarını aralamamızı sağlayan, sevgili öğretmenime teşekkür ederim. Sevgilerle! 
Yorumlar
Yorum Gönder