Ana içeriğe atla

Yolculuklar-1

Biz o gün Aphrodisias Stadyumuna gidiyorduk. En büyük olimpiyatların meydanına. Kendi küçük dünyalarımızdan bir öğretmen bizi alıp çıkarmış bin yıllar öncesine bir seyahate götürüyordu. Yoksul çocuklardık, işçi çocuklarıydık ama iyi yürekli öğretmenlerimizin arasındaydık. Karacasu'nun Geyre mahallesinde bulunan tarih yolculuğumun ilk adımlarıydı diyebilirim. Şimdi niye dönüp o günü ve stadyumu tekrar hatırlıyorum ve bu konu hakkında yazmak istiyorum diye düşündüğümde, o tarihi arenadaki koşunun vermiş olduğu duyguyu not etmek istediğimi anladım. Bu yüzden gençliğimin başlarından bir yolculuğun hikayesini sunuyorum. Adını aşk ve güzellik tanrıçası Afrodite'den alan bir Karia kenti olan Aphrodisias kentinin bu stadyumu gerçekten büyüleyici. Antik Yunan ve Roma dünyasının bir parçası olan bu stadyumda olimpiyat oyunları yapılırmış. Atletizm sporlarına uygun olarak inşa edilmiş olduğunu söylüyor araştırmacılar. Zaman zaman seçimlerinde yapıldığı bu stadyum çoğunlukla tanrılara tapınma alanı olarak kullanılmış. Belki de Afrodite, aşka ve güzelliğe sunulan sunakların merkezlerinden biriydi. Bizim o günlerde dinlediğimiz söylence ne kadar doğrudur yanlıştır bilemem ama gerçekten soluk kesiciydi. Roma'nın başkentindeki  Collesium'daki gladyatör dövüşlerinin benzerlerinin bu stadyumda da yapıldığı üzerineydi. Genellikle vahşi hayvanlarla savaş esirlerinin dövüştürüldüğü bir alan.Stadyumun iki ucunda büyük galeri ağızları var. 30.000 kişilik olduğu söylenen stadyumun bir tarafında savaşçıların karşı tarafında da vahşi kedilerin, aslanların olduğu galeri bulunuyor. Galeriler seyircilerin oturduğu uç basmakların altında yer alıyor. Aslında dövüşü kimin kazanacağı başından belli dövüşler bunlar. Bunu karşılıklı iki galeriye de girip sahaya doğru koşarak çıkarsanız çok iyi deneyimleye biliyorsunuz. Savaş esirlerinin beklediği galeri düz bir zemin ve koşarak dışarı çıktığınızda normal hızınızda kalıyorsunuz ama yırtıcı hayvanların tutulduğu galeri çıkışa doğru eğimli, aynı hızda buradan da koşarak dışarı çıktığınız anda sahanın ortasına kadar sanki fırlatılmışsınız gibi bir hıza sahip oluyorsunuz. Bu dehşeti yaşamak gibi bir şey.  Tarihe dokunmak, solumak ve dehşetine şahit olmak , o gün yaşadığım duygu, işte buydu. Bizi küçük dünyalarımızdan alıp 
   bu büyük dünyaların kapılarını aralamamızı sağlayan, sevgili öğretmenime teşekkür ederim. Sevgilerle!                                       

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ay Sokak

Yılankavi dolanan dar sokağın başlangıçından itibaren tek katlı veya iki katlı karşılıklı evlerin sıralandığı pencerelerden sıcacık komşuluk ışıkları sızıyordu. Arnavut kaldırımının geniş aralıklı taşlarının arasına topuklu ayakkabılarının topuklarını kaptırmadan yürüyebilmek büyük marifet isterdi. Eski Rum evlerinden birinde oturuyorduk o zamanlar. Dünyanın en sıcak komşusu Sevgi Teyzenin evinde. Duvarları taştan yapılmış oldukça kalın pencere pervazları olan bir evdi. Bahçeye açılan pencerenin önüne oturup mızıka çalmak en büyük keyfimdi. O küçüçük bahçede sokağın bütün çocuklarına yetecek kadar meyvesi olan kocaman bir erik ağacı vardı. Birde benim mızıkayla muhteşem görünüşüne fon oluşturduğum küçük şimşir. Sevgi teyze dünyaya annelik yapmak için gönderilmiş bir kadındı sanki. Kendisinin iki çocuğu vardı. Kızı benim en yakın arkadaşlarımdan biriydi. Köyde yaşayan kız kardeşinin oğlunu da o okutuyordu. Onun öğretmen olmasında Sevgi teyzenin payı çok büyüktür. Birde karşı komşumu...

Koca Ateş Bey-1

Âdem:              Ah oğullarım, kızlarım           Sizler dünyanın efendileri           Yolların üzerindeki tüm ayrık otlarının zehirlerinin tatlarına bakanlar           Ne desem size bilmiyorum ki           Evlatlarım Avuçlarınızın içinde           Küçük  küçücük bir kuş pır pır etmekte           Onun kanatları altında bir hazine,           Hazinenin içinde küçük bir tohum           Tohumun içinde ufuklarınızı aydınlatacak ışık saklı.           Tüm lanetlere karşı      ...

Koca Ay Kadın-Af

               Gözleri bir tek kendi yüzlerine dönmüş olan nesiller,                Ağır ağır yalnızlıklarının kucağında, solup gideceklerdi.                Tüm ağulu gözyaşlarının bedelini ödeyecek olanlar                En büyük savaşın mağlup çocukları,                Benlerindeki âdemle kavga edeceklerdi.                          Yaşamlarını ölümün soğuk ve soluk yüzünün eşliğinde sürdüreceklerdi.                Tüm lanetlerin meydanında yaşarken öleceklerdi.  ...