Ana içeriğe atla

HAYATIN YUDUMLARI- GECE

1.BÖLÜM
Ev dekoru yada sadece bir oda. Sahnenin merkezinde yatak, masa,. Tek kişilik bir koltuk. Sol tarafında mutfak olarak kullanabilecek bir alan, veya bir teras alanı, duvarlarda afişler, nota  dosyaları masanın üstünde, boş bir küllük, bardaklar vb….

Gece  Işıklar yanmalı:

koltukta oturmuş. Kucağında gitarı var. Başı gitarın üzerine sarkmış. Küçük akorlar basıyor. Parmakları yorgun.parmaklarına kramplar giriyor. Işık oyuncunun üzerindedir. Aniden ayağa kalkar. Gitarını yatağın üzerine hafifçe atar.

-ışıklar yanmalı. Bana gece yasak. Gündüz yasak. Sadece ışıklar altında ….diye dolaşırken ışıkları yakar.( evin lambaları) sahne tamamen aydınlanır.
-biraz dinlenmem gerek….derken sol elinin parmaklarıyla oynamaktadır.
-ne diyordu hoca, beslenmede çok önemli. Ama en önemlisi düzenli egzersiz yapmakmış. Diyerek masanın üstündeki tabaktan bir şeyler atıştırmaya başlamıştır. Sandalyeye oturur. Gözü nota dosyasındadır. Yerken bir yandan da dosyaya göz gezdirmektedir. Bu arada dosyanın arasından bir resim düşer. Fonda hafif bir müzik çalmakta. Hüzünlü ve nazik bir müzik. Yere düşen fotoğrafı alır ve ona:
-ah müjgan buradamıydın sen? Bak nelerle uğraşıyorum hala görüyormusun
fotoğrafı seyircin de görebileceği bir panoya, duvardaki afişlerin arasına asar.müzik hızlanır. Dalgınlaşmıştır. Koltuğunun tam karşısındaki panoya asmıştır müjganın resmini.
-benim küçük kadınım, orada olacakmısın hı? Hatırlıyormusun hala kim bilir.
Koltuğa oturmuştur. Elinde içki bardağı. Gazete kaplı bir şişeden doldurulmuş kırmızı şarap görünümlü bir içki koymuştur bardağa. Küçük bir yudumdan sonra
-o büyük konserimi verdiğim gün. Seyircilerin arasında olacaktın hani. Ben seni göremiyecektim. Gelemiyeceğim diyecektin bana ama orada olacaktın. Orta sıralardaki dinleyicilerin arasında.
Bardağı bir dikişte bitirir.
-          Yoksa heyecndan, hele senin orda beni izlediğini bilmek kalbimi durdurabilirdi.
-          Konserin sonunda ,Müjgana diyecektim. Senin şarkını çalacaktım .
Gitarını yatağının üstünden alır. Bardağını yeniden dodurur. Koltuğun yanındaki sehpaya koyar. Bir yudumda yarısını içer.
-o mahur beste çalarken kıyıda, sen ağlıyordun. Müjganmısın yoksa diye sormuştum sana.
Nerden bildin demiştin.
-boşver bende  İlhan demiştim sana.
-şarkını dinlemedin hiç ama, olsun…
Müjganın şarkısını çalar ve söyler….

Şarkıyı bitirdiğinde gitarı usulca bırakır. Şişeden içmeye başlar. Odanın içinde bir elinde şişeyle dolaşmaya başlar. Pencere (seyircilerin önü) den dışarı izler gibi…
-yağmur yağacak gibi…sokaklar
-hava minör akorlar dolu. Şimdilik sakin. Fırtına öncesi.
-küçük prens kabuslara geri döndü.
Hızla koltuğuna geri dönerken,
-          Biliyormusun müjgan,aslında şimdiye kadar defalarca atlamış olmalıydım bu sayfayı. O geçen sınavdaki hoca yokmuydu ya! Bitirdi beni, bitirdi….Şan bölümünü nasıl geçtiğimi hatırlamıyorum bile. Göz açıp kapayana kadar piyanodan verilen dört sesi tanımıştım ve ses tekrarlarını bitirmiştim. Jüri güzel, demişti ama sonra hadi şimdi de enstrümanını görelim dediler. Gitarımı aldım, parmaklarım kasılıp kalmıştı. Halbuki günlerce rodrigonun gitar konçertosunu çalışmıştım. Hatta sorsalar  hikayesini bile anlatırdım. Bilirsin sen, o hikayeyi işte.
Bu konuşma sırasında  sürekli şişeden içmeye devam etmektedir. Ayağa kalkar, tekrar evin içinde dolaşmaya başlamıştır. Konçertoyu ıslıkla çalar. Hikayeyi anlatır.
-          İspanyol iç savaşının en şiddetli çatışmalarının yaşandığı gün. (ıslık) Rodrigo evinde, dışarıdaki bomba seslerini duymamak için belki de (ıslık) annesine sarılan çocuk gibi sarılmış gitarına, dışarıdaki dehşeti soluyor. Her an onun tepesine de bir  bomba  düşebilir. (ıslık) bombalar birilerinin üstüne yağıyor. Ölüyor rodrigonun ülkesi.  O sevgilisine sarılmış yani gitarına, savaşın ritmini vuruyor tellere. (ıslık) her bir bomba düştüğünde trıııın,(ıslık) savaşın şarkısı, trıııın (ıslık), savaş hala devam ediyor, trıııın, (ıslık) bombalar hayatları parçalıyor hala, trıııın. (ıslık) çocuklar ölüme giderken bile kulaklarında aynı ıslık ( trııın), parçlanma hala devam etmekte, ben bile hala paramparça…
Koltuğuna çökmüştür. Şişesi elinde, ağlamklı…
-          ama  o gün, biliyomusun, ogün, parmaklarım kasılıp kaldı. Tek bir akor basamadım. Hayatım parmaklarım arasında kilitlenip kaldı. O adam, tamam çıkabilirsin dediğinde, ne olduğunu anlayamadım. Peki, şimdi ne yapacağım dedim.
-          Hocanın taklidini yaparak, düz bir ses tonuyla “ sonuçlar açıklanınca görürsün”
-          Bağırır “çık dışarı!”
-          İşte o an Müjgan bir rüyanın son anını yaşadım. Gitarımı alıp koşarak, dışarı attım kendimi. Saatlerce sokakta koşarcasına yürüdüm. Sağımdaki solumdakilere çarpa çarpa. Kaderimi yıkıyordum sanki. Bir bankın üstünde, soluk soluğa uyanışım hala gözümün önünde.
Masanın başına geçer tekrar. Gitarını eline almıştır. Dosyayı kurcalamaya başlamıştı….
-ama hala vazgeçmedim. Görüyorsun ya.
Parmaklarını gitarın telleri üzerinde gezdirir. Bir süre egzersiz yapacaktır.
-pes etmek yok, adamım…hala yaşıyoruz bak…
- az kaldı, biliyor musun Müjgan, yakında zaferimi kutlayacağız..
dosyadan bir  parça çeker ve çalmaya başlar….Mükemmel çalmaktadır….
Bittikten sonra şişeyi kafasına diker….şarkı sözü gibi mırıldanarak…
-gece şişede sanki…geceyi kafama dikip bitirmişim sanki…
elinde gitarıyla, sarhoş adımlarla  yatağına gider…uzanır…Işık tekrar sadece oyuncuyu aydınlatır…mırıldanmaya devam ederken, yanındaki parmakları gitarın telleri üzerinde rastgele dolaşmaktadır…
-geceyi içip bitirdim…yudum yudum…
- sabahı bekliyorum…yudum yudum…
-müjgan hanım rüyaya buyrun…

müzik başlar. İnce hafif…sahnenin karanlık bölümlerinde birisi dağınıklığı toplar….ışık uyuyan İlhanın üzerindedir. Uyanıncaya kadar masanın üstündeki bardakları, şişeyi karanlıktaki (anne) toplamış ve yerine kahvaltı tabağı ve taze kahve termosunu bırakmıştır…şarkı bitince ortalık aydınlanır.

NOT: 2011'de yazmış olduğum bir Tiyatro oyunu. Tek Kişilik. Pek kimse görmemiş, hiç oynanmamış, belkide olduğu yerde öylesine kalakalmış....

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ay Sokak

Yılankavi dolanan dar sokağın başlangıçından itibaren tek katlı veya iki katlı karşılıklı evlerin sıralandığı pencerelerden sıcacık komşuluk ışıkları sızıyordu. Arnavut kaldırımının geniş aralıklı taşlarının arasına topuklu ayakkabılarının topuklarını kaptırmadan yürüyebilmek büyük marifet isterdi. Eski Rum evlerinden birinde oturuyorduk o zamanlar. Dünyanın en sıcak komşusu Sevgi Teyzenin evinde. Duvarları taştan yapılmış oldukça kalın pencere pervazları olan bir evdi. Bahçeye açılan pencerenin önüne oturup mızıka çalmak en büyük keyfimdi. O küçüçük bahçede sokağın bütün çocuklarına yetecek kadar meyvesi olan kocaman bir erik ağacı vardı. Birde benim mızıkayla muhteşem görünüşüne fon oluşturduğum küçük şimşir. Sevgi teyze dünyaya annelik yapmak için gönderilmiş bir kadındı sanki. Kendisinin iki çocuğu vardı. Kızı benim en yakın arkadaşlarımdan biriydi. Köyde yaşayan kız kardeşinin oğlunu da o okutuyordu. Onun öğretmen olmasında Sevgi teyzenin payı çok büyüktür. Birde karşı komşumu...

Koca Ateş Bey-1

Âdem:              Ah oğullarım, kızlarım           Sizler dünyanın efendileri           Yolların üzerindeki tüm ayrık otlarının zehirlerinin tatlarına bakanlar           Ne desem size bilmiyorum ki           Evlatlarım Avuçlarınızın içinde           Küçük  küçücük bir kuş pır pır etmekte           Onun kanatları altında bir hazine,           Hazinenin içinde küçük bir tohum           Tohumun içinde ufuklarınızı aydınlatacak ışık saklı.           Tüm lanetlere karşı      ...

Koca Ay Kadın-Af

               Gözleri bir tek kendi yüzlerine dönmüş olan nesiller,                Ağır ağır yalnızlıklarının kucağında, solup gideceklerdi.                Tüm ağulu gözyaşlarının bedelini ödeyecek olanlar                En büyük savaşın mağlup çocukları,                Benlerindeki âdemle kavga edeceklerdi.                          Yaşamlarını ölümün soğuk ve soluk yüzünün eşliğinde sürdüreceklerdi.                Tüm lanetlerin meydanında yaşarken öleceklerdi.  ...