2. gündüz, hep aynı nakarat.
-günaydın anne hiç gecikmezsin,
değil mi!
Masanın başına yaklaşır ağır ağır. Fincana
kahve doldurur. Kahveye şeker atıp karıştırmaya başlar.pencereye yaklaşır elinde
fincanı vardır. Bir yudum alır kahvesinden…
-
gün aymış çoktan belli, sıra bizde.
-
Müjgan çoktan çıkmış yola. Acele etmek lazım.
Vakit giderek daralıyor.
Masaya geri döner. Kahvaltısını
yapar, kahvesinden son bir yudum alır. Masanın üstünü boşaltır. Masayı pencere
kenarına taşır.
-hem hayat hem iş….bugün azıcık
keyif çalmalı…
masaya nota dosyasını, içinde
kalemlerin olduğu küllüğü yerleştirir. Hızlı hareket etmektedir. Tüm bu işleri
koşarcasına yapar. En son fincanına kahve doldurup sandalyeye oturur. Kahveden bir yudum alır. Müjganın
resmini bir çerçeveye yerleştirip masaya koymuştur. -Ben
güne kuru bir günaydınla başlamam müjgan bilirsin. Aslında, aydın bir gün yerine seni tercih ederim, şarkını tercih ederim. ah küçük kadınım,
günün değil senin mutlulukla bir ilgin olmalı…
-sen, ne çok severdin şairleri, ben bile inandım şaire, aydınlığın mutlulukla
bir ilgisi varmış gibi. senin olmadığın gün yok, canım, yok yok, senin mutlulukla
bir ilgin var… bak bu kesin… (
usulca ayağa kalkar pencereye yaklaşır, bir süre dışarıya bakar! )
-senin
müjganlığın hatrına ilhan olmuş bir adamın küçük kaçıklıkları. ( dolabını açar)
- herkes elbiselerini saklar
dolabında ben ruhumun seslerini taşıyan kahramanları… kemanını çıkarır.
-bu gün
keman günü olsun en iyisi. ( masaya geri döner) hem sen de sevgilim en çok
keman severdin değil mi? Hem sana, bana yani müjganla ilhana ve mahur bestelere
en çok keman yakışır öyle değil mi? İçin çekilir, gözlerin dolar hafiften, yay
her çekildiğinde için titrer, insanın yaraları sızlar…seninle gönlümüzce
ağlaşırız Müjgan öyle değil mi?
-sende
kahve istermiydin? Kusura bakma daha yeni ayılıyorum, sade içiyordun değimli?
-
evet günaydın sevgilim, yüzümü değil mi önce yüzümü yıkamalıydım, unutmuşum.
Yüzümü unutmuşum canım. Sen yeterki iste müjgan, yüzümü hemen yıkarım. ( yüzünü
yıkayıp gelir, hemen, kahveleride getirmiştir. Karşısına da bir sandalye koyar.
Müjganın fotoğrafının önüne yerleştirir kahve fincanın birini. Oturur,
kahvesinden yudumlamaya başlar.)
-
Bu günlerde fazlasıyla dalgınım işte, görüyorsun ya! Ruhunu gardrobunda
saklayan bir adam olarak fena sayılmam aslında. Şimdi bir mahur çalsak zamandan
ve kemandan, şöyle kahvelerimizi yudumlarken, nasıl olur hı?
-iyi
olur, iyi…( bir sayfa çeker dosyadan , kemanını alır ve çalmaya başlar)…mükemmel
çalmaktadır…
şarkı
bittiğinde, yayı tuttuğu elinin tersiyle gözlerini siler. Kemanı bırakır. Bir
yudum daha alır kahveden sanki sert bir içki içiyormuş gibi buruşur yüzü.
Arkasına yaslanır.
-Ah
müjgan ah, sen de mi o hoca gibi düşünüyorsun yoksa? Beğenmedin mi? Halbuki duyuyorsun ne güzel çaldığımı, öyle değil mi? Sırf sırf,kabul edilmedim diye mi ? başaramadım
biliyorum. Parmaklarım çözülmedi bir türlü, anlatmıştım sana. Sende mi unuttun.
(dolaşmaya başlar, bir şey aryor gibidir)
-bunun
da bir çözümü var, bir arkadaşım söylemişti.( aramaya devam eder, yatağının
altına bakar)
-
bazen atıyorum yerlere, elime geçeni fırlatıyorum sağa sola, sonra böyle aramak
zorunda kalıyorum. ( koltuğunun kenarlarını yoklar)
-hıh
buldum, bak buradaymış. ( bir krem kutusuyla masaya döner. Parmaklarına masaj
yaparak krem sürmeye başlar)
-Bak
Müjgan, düzenli olarak yağlarsam parmaklarımı ne kadar heyecan yaparsam yapayım
bir daha kasılıp kalmazmış parmaklarım. Aslında her egzersiz öncesi bunu
yapmalıymışım ama unutuyorum. O hoca gözlerini dikmişti üzerime. Aslında
hayallerime ve hayatıma dikmişti gözlerini. En iyi performansımı bekliyordu. O
an aklımdan neler geçtiğini tahmin bile edemezsin. İşte o an içinde ışığımın
nasıl parladığını, yıldızlar arasına yükseldiğimi ve seni yaşıyordum sanki. O
hoca: akşama kadar seni mi bekliyeceğiz, sırada bir sürü insan bekliyor, diye
bağırdığında o sürüden biri olduğumu anladım. Sıyrılamadık yine.
-aslında
biliyormusun müjgan, küçükken radyodan müzik saati diye bir program dinlerdim.
Orada biri söylemişti, hiç unutmam, benim için müzik nefestir, diyordu. Her bir
nefesin nasıl bir notaya karşılık geldiğini hesaplamıştı adam. Heyecanın
notaları, korkunun, kuşkunun, sevincin, bayramın ve aşkın sol anahtarını
hesapladığını söylüyordu. Nasıl olabilir böyle bir şey diye günlerce kafama
takmıştım. Sonra keşfettim, bir 9-8’likin nasıl kan basıncını harekete
geçirdiğini. Tüm düğünlerde en kibar adamların ve kadınların bu 9-8 likle nasıl
kimliklerinden sıyrılıp çıldırmış gibi kimseyi umursamadan dans ettiklerini
görünce, çözmeye başladım, ritmin nefesle ilişkisini. Ben o anın notasını
içimden çıkartamadım belki de. O an içimde çalan müziği parmaklarıma
akıtamadım. Tek suçum buydu aslında….
Odanın
içinde dolaşmaya başlamıştır yine, anlattıkça hızlanmaya başlamıştır.
-canım
niye kahveni içmiyormusun? Beğenmedin mi? Neyse ama Müjgan kötü çalmıyorum görüyorsun. Kaç enstrüman
çalıyorum, biliyorsun. Ne kadar iyi olduğumu söyleyen pek çok insan var.
Biliyorsun içimdeki müziği taşıyorum , duymak istermisin tekrar. Dur bak, dur
dur... (Koşarak dolabın yanına gelir ve bütün müzik aletlerini çıkarır, yatağın
üstüne koyar.)
sinir
krizi halinde)
-bak
bunların hepsini çalabiliyorum. Duymak istermisin?
Gitarı
alır çalar ve bırakır sonra kemanı, sonra udu sonra sazı) ben kötü değilim
Müjgannn …bak görüyorsun işte.ben ben kötüde sevmedim biliyorsun…peki neden
gittin öyleyse müjgan söyle neden gittin….aaaa bak gidişine de bir şarkı yazdım
sevgilim… gidişine de bir şarkı yazdım ama şimdi değil küçük kadınım…evet şimdi
değil, şimdi çalmayacağım sana. Onu gelişine saklıyorum. Belki o zaman bir daha
gitmesin bir tanem, olur mu? Gelirsen, gelirsen bir daha gitme Müjgannnn….
Yatağın
üzerindeki müzik aletlerini sırayla çaldıktan sonra beklenmedik bir titizlikle
sıralamıştır, odanın içindeki uygun
yerlere.
Gitme,
müjgan diye söylenerek yatağına atar kendini. Hıçkıra hıçkıra ağlar, sahne
kararır, sadece oyuncunun üzerindedir ışık. Karanlıkta ki (anne), bardaklar
alınır, kahvaltı tabağı. Bu arada ince ve hüzünlü bir müzik fonda çalmaktadır.
yerine bir bardak süt ve bisküvit tabağı konmuştur…içki şişesi de bırakılmıştır
masaya temiz bardaklarla birlikte.. üzerine de bir not bırakılmıştır…ÖNCE SÜTÜNÜ
İÇ lütfen…..
Kalkar.
Yıkılmış bir görüntüsü vardır. Masa pencerenin (sahnenin) önüne yerleştirdiği
yerdedir. Masanın önüne ağır adımlarla
gelir. Dışarı boş boş seyreder gibi bakar. Masanın üstündeki notu görür.
Buruşturp atar.
-
anne
(fısıltı gibi)
sandalyeye
oturur. Sütünü içer, bir iki bisküvit yer.
-
uslu
çocuklar söz dinlermiş.
-
Anne,
oğlun uslandı. Bak sütünü bitirdi.( kısa kesik konuşmaktadır)
-
Keman ve
müjgan, iyi gelmedi bana. (fotğrafı çerçeveden çıkarır, buruşturur, atar)
-
Hep aynı
rüyayı gören çocuklar kadar yoruldum, anne.(kemanı dolaba kaldırır.)
-
(gitarıyla
geri dönmüştür, masasına) Ne kadar, uzak hayat . Ya geleceğe ya geçmişe daha
yakınım sanki( gitarla ufak ufak doğaçlamalar çalmaya başlamıştır)
-
(şarkı
gibi mırıldanır) uzak bir geleceğin koynunda büyümüş gibiyim, anne. Bana çok mu
masal anlattın, çok mu ninni söyledin bana, bak hala uyanamıyorum. Küçük
prenslerin küçük oyunları, dönüyor dünyanın çaprazında, ben büyüyememiş küçük
adam, şarkı söylemekteyim hala...
-
(gitarı
bırakır. Bir kalem alır. Dosyayı önüne çeker. Beyaz kağıt aramaktadır.)
-
yeniden
başlaman lazım, adamım. Yeniden,sıfırdan, beyaz kağıtlara taptaze bir çizgi
atman lazım. Öncesi ve sonrası olmayan bir başlangıç yapman lazım. Burada yok.
( dosyadaki tüm nota kağıtlarını sağa sola fırlatmaktadır.) bak adamım, bundan
sonra yeniden doğmuş gibi olmalısın. Duvarların yıkılmalı. Yok ama yok. Hiç
beyaz sayfa bırakmamışlar bana. ( dosyadaki kağıtlar iyice azalmıştır.) yeni
bir dünya yok ama yeni bir ben olabilirim.( dosyayı da atmıştır)
dolaşmaya
başlar, arayışı da devam etmektedir.
-
hayat
sandığım kadar ciddi olmamalı. Aslında hep yeniden başlama şansım vardı. Bunu
biliyordum bilmesine ama bazen unutuyor insan işte. Yaşadın adamım bak yeniden
doğuyorsun. Hem de kendi kendine. Yenileniyorsun. Annen de yok artık. Özgürsün
işte. Kimse soramaz nerdeydin diye…yok bir beyaz sayfa yok…buralarda bir
yerlerde olmasa lazımdı. Ben yazmaya başladım hemen ama uçup gidecekler diye korkuyorum….bak sen yeni korkulara. ( dolabın üstüne bakar. Bir
kutu bulur.) buldum galiba, ( masaya döner)
-
müjganın
mektuplarıymış.
-
Göndermeye
cesaret edemediğim mektuplar.
Şişeden
içmeye başlamıştır.
-bırakmıyorsun
peşimi. Müjgan. Ne sensiz bıakıyorsun beni ne de kendi halime.,
-ne
kadar kalabalık yaşamışım seni meğerse.
Mektupları
tek tek gözden geçirir.
-ne
kadar çoğaltmışım seni.-tüm hücrelerime sızmışsın nerdeyse. Gidişinin üstünden
seneler geçse de hala buralarda senden kalan bir şeyler var. Durmadan bir
köşeden sen çıkıyorsun .
-yeniden
başlıyamıyorum bir türlü. Senden ve sancılarımdan kurtulamıyorum müjgan.
-giderken
en azından bir veda etseydin keşke. Belki o zaman sana dair ne varsa sağımda
solumda sana ait hepsini atardım
ardından.
Şimdi
senle yaşadığım her anın üzerinden tekrar tekrar geçiyorum. Hem de altlarını kırmızı
kalemle çizerek nerdeyse.
İçmeye
devam etmektedir. Burşturup attığı ftoğrafı bulup yeniden çerçeveye yerleştirip
masaya koymuştur.
-kazınıyorsun
müjgan ömrüme. Kaçmak mümkün değil. Ne yapalım. Olsa olsa mahurdan hüzzama bi
geçiş yaparız.
Dolaba
gider. Bu sefer ud çalacaktır.
-her
bir sesin tok tınısını duyalım, ne dersin, şairin kızı. Mektuplara geçmeden
önce az daha dolalım. Taşkın kabarsın bir nebze daha. Kendi denizinde boğulacak
olan benim gibi adamlar yudum yudum taşınırmış hüznün nemli mağaralarına.
Uduyla
bir hüzzam parça çalar. Arada şarabından içmeye devam eder.
Mektubların
arasından gözlerini kapatıp bir tanesini çeker.
-bakalım
müjganın hangi hali çıkmış. ( mektubu okumaya başlar.İ)
küçük
kadınıma,
yol
kenarında yalnız başına genç bir selvi,. Dalları rüzgara dayanmaya çalışıyor.
Kırılmamak için rüzgarın değdiği yerin aksine
eğiliyor. Yaşama tüm gençliği ve diriliğiyle birlikte tutunuyor. Hızla geçiyorum yanından. Boynu bükülüyormuş
gibi sanki, senin arkamdan bakışın gibi. İçi boşalıyormuş gibi. Senin ve o
ağacın yalnızlığı takılıyor aklıma. Tutuluyorum ikinizin de hayatta ve ayakta
kalabilmek için harcadığınız çabaya. Ama en çok
yalnızlığınız dokunuyor. Üşümeye benzer bir titreme sarıyor içimi. Kalakalıyorum.. bütün yol
boyunca gördüğüm selvileri saymaya çalışıyorum sonra. Yol boyunca oyalanıyorum.
Senin şehrindeyim bak sevgilim . senin
soluduğun göğün altında, nefesine yakınım. Kokunu takip ederek bulsam seni
diyorum kendi kendime. Bu daha dar alanların bir oyunu olmalı diyorum, sonra. Sonraya
diye not ediyorum bir köşeye.
Biraz sonra köşeden dönüp, çıkacaksın karşıma.
Gözlerim bayram edecek . Kocaman gülümsemeni göreceğim.sonra sıkıca sarılacağım
sana. Burnuma kokun dolacak.seni içime soksam, hiç çıkmasan oradan ve hep
birlikte olsak diye geçireceğim aklımdan. Sana bu kötülüğü yapamam ama, müjgan.
Seni benim cehennemimi yaşamaya mahkum edemem. Kıyamam sana. Bu bencilliğe hakkım
yok. Haddimi bilirim, bilirsin sevgilim. Kendimi bildiğim kadar, haddimide
bilirim. Senin onurlu ve hür taze yalnızlığına ve sonra tekliğine, narinliğine
dokunmaya hakkım yok küçük kadınım…
Müjganın
yalnızlığı şerefine içilecek bu
gece…
Mektup
eliden kayıp düşer. Pencerenin kenarından dışarı seyrediyordur. Ayaktadır.
Dalgındır.
-
bu gece
ise ilhanın ve şairin şerefine içilecek…
hafif
ve narin fon müziği tekrar başlar…
-
bak
sevgilim, akşamüstü çocukları çoktan dökülmüşler sokağa. Bütün günün
yakıcılığını söndürüyorlar, çığlık çığlığa.
-
Az kaldı
karanlığın dinlendiren sessizliğine ve sensizlğine.
-
Az kaldı
müjgan, ilhanın ve şairin yoksul sancılarının sonlanmasına.
-
Son
gecenin ağırlığının atılmasına çok az kaldı….
Müzik
devam eder. Işık pencere kenarındaki İlhanı aydınlatır, sadece….sahnenin
karanlık bölümünde ( anne) yemek bırakır. Yeni bir şişe daha konmuştur masaya.
Son gecenin son hazırlığıdır bu….

Yorumlar
Yorum Gönder