3- gece: bu son
(
Masaya doğru gider çok hızlı bir şekilde yemek yemeye başlar kısa bir süre
sonra…)
-Ah
anne ne çok severim bu zeytinyağlıları, zaten buranın yemekleri çok güzel derdi
o da, ama eksikti . bu şehrin sadece yemekleri çok güzel değil! Âşıkları
da güzel bu şehrin! ama sen gittin. kendine küstah bir kentte, sırf daha çok
insan sesi var diye, ki o sesin içinde merhaba bile yokken gittin. o şehrin âşıklarından
sayılıyorsun artık!
-bu
gece kendime ve şaire içeceğim. Ruhumun kederli karanlığından son bir dem
çekeceğimin şairin ve ömrümün hatırına. Son bir dem.
(şişeden
açar ve içmeye başlar. Kadehi kaldırır)
-Bu
şehrin âşıklarının şerefine! ( Birkaç kez bu böyle devam eder .)
-Bu
da benim şerefime!
Sandalyeye
oturur. Mektup kutusunu önüne çekmiştir, yine.
-bu
da şaire
-niye
gitmedi bu mektuplar sahibine, niye gidemedi. Onun gözleri bu satırlar üzerinde
dolaşmalıydı oysa, benim kadar yanmalıydı o da. Senin yüreğin de tutuşurmuydu
bu kelimelerle bilemem ama ben kor oldum be sevgilim…
-şerefine
şehir!
-
niye okumadın mektuplarımı hiç, aşıklar şehrinin adamının yazdığı mektupları okuyacağım,
sana yazdığım ama senin okumadığın(bir an düşünür) haksızlık ediyorum sanırım!
Yok yok ben göndermedim! Suç benim (bir süre daha düşünür!) yok ben haksızlık
yapıyorum yine, bu kez kendime, ben
zaten hep kendime yaptım bunu! Senin adresin yoktu ki ben de nereye yollayayım
ki!(bir süre daha düşünür) sanki olsa cesaret edebileceğim yollamaya, benim ki
laf işte! Off ben hep bunu yapıyorum aslında, sen hep bunu söylerdin müjgan,
hep laf ürettiğimi, sadece hep söz de var olduğumu, şair de değilim halbuki,
neden sadece söz ki, ben notalarla var
oluyorum aslında. hani çok duramıyordun ya bu şehirde, işte duramayıp gittiğin
o günlerden biri, gidişinin beşinci günün de gelmişti ilk ve tek mektubun. Önce
sen başlatmıştın bu oyunu, sakın unutma. sen mektubu çok seviyordun o zamanlar,
tıpkı benim müziği sevmem gibi bir şeydi bu! mektup yazmıştın bana. Sonra hep düşündüm, sen mektup yazmak için mi uzağa
gidersin diye. sonra sonra sana bunu sormadan, çok saçma olduğunu fark edip
vazgeçtim. nasıl başlamıştı ilk ve tek
mektubun hatırlıyor musun, rodrigezim
diye! Başlıyordu. İşte o an müjgan o an bir çok şey benim oldu, sonra şöyle
devam ediyordu mektubun( bir an hatırlamaya çalışır) tam hatırlayamacağım, belki
bin kere okuduğum mektubunu ( kutuyu açar, kutunun en altındaki mektubu çıkarır,
okşar mektubu, koklar… Eline alır ve okumaya başlar)!
İçmeye devam eder,
-şerefe içimin yangını, şehrin dumanı şerefine….
Müjganın mektubu:
Rodrigezim,
sevgilimmm ,oh o şehirden kurtuldum. Bir haftadır çok güzel zaman geçiriyorum. İstanbul
çok güzel sana bunu anlatamam o kadar güzel ki! Burada nefes alsam bile yetiyor
bana! Arkadaşlarla iyiyiz dün bir adamla tanıştım o da müzisyen çok yetenekli
bir adam aklıma sen geldin. senden bahsedecektim ama konu değişince sustum! Çok
uzatmayacağım mektubumu sakın buraya cevap yazma! Burası fundanın adresi ve ben
bernaya geçeceğim artık bir hafta Berna da kalırım! Zaten döneceğim yanına
birkaç hafta sonra! Çok uzatamıyorum şimdilik bu kadar yeterli ben sana
yazarım! Sen bana bir şarkı söyle o ulaşır bana! Öpüyorum seni rodrigezim!
( bir süre mektuba bakar eline gitarı alır ve özlemi
anlatan bir şarkı söyler!..)
- Yetişti mi müjgan sana, yetişti mi hı… yalancı
demek istemiyorum ama yetişmedi yetişmedi…
-Bu mektubu ne zaman okusam bu şarkıyı söyledim ama bu
şarkı yetişmiyor ki sana. yetişseydi kalbimin lekesi, bu kadar duyarsız
olmazdın değil mi! Olur muydun?!
Bardağını doldurur
-aşıklar şehrinin şerefine…
mektupları yırtıp sağa sola atmaya başlar…
-aşkım…bak yok etmenin en garantili yolu budur işte.
-parçalamak, bir
yudumda sen istemez misin gece. Niye beni böyle kendi halime bırakıyorsun.
Senin içinde gece, içmekteyim. Parçalanıyorum bak. Savruluyorum, karanlığında.
Sen yüzümün narin gölgesi, küçük ve sakin akorlar geçiyor içinden. Bir nehrin
serinliği vuruyor saçlarıma sanki.
Mektupları yırtmaya ve onları uçurmaya devam eder.
-püf…diyorum yırtılıyor güneşin yakıcı yalnızlığı…
şişeyi eline alır.
-
geceye
-
senin şerefine, karanlığa gömülen parçalarım. Şeref en çok
size yakışırdı zaten lakin hiçbir işe yaramadı.
-
Tek başına tek tabanca kendine patladı sonunda. Püf…..
-
Kim çekiliyor sahneden biliyormusun gece, içimdeki şairi
öldürüyorum parça pinçik, ilhanlığımdan vazgeçiyorum aslında , bir aşık daha
kayıyor gecenin içinden şehrin boş sokaklarına,( eline biriktirdiği kağıtları
sokağa üfler gibi üfler) kırpılmış umutlar uçuşuyor. Bir boşalsın karanlığım
geceye, sonra yeniden ağzına kadar
müzikle dolduracağım onu. Bir şarkı sonsuzluğun penceresinden düşecek sazımın
mızrabına önce. Tepeden tırnağa sarsılacağım.. yüreğim kopacak yerinden,
sızılarım katılacak sonsuzluğun nağmelerine…bilinmeyen ufuklarda asılı kalacak,
yaralarımı yüklediğim gecenin sağır baykuş kanatları…şair zor soyunurmuş
kelimelerinden..ne yapalım, biz zoru severiz zaten…
Mektupları parçalama işi bitmiştir. Eline toplar tüm
parçaları. Kocaman bir nefes alır ve üfler..
Şişeyi kafasına diker,
-
şerefine, müjganın mektupları, yokluğunun şerefine, aşıkın
gönlünden silinişinin şerefine..
bir daha diker
şişeyi kafasına,
-
bitmiş. Bak bitirdim seni işte Müjgan.
-
Hadi adamım, yenisini açalım artık. Yenilenelim.
Bir şişe daha alır, ortalığı toparlar biraz, sazını alır,
koltuğuna oturur. Şişeden bir yudum alır.
-
hazırım artık, haydi başlayalım….
Ağlayan bir türkü çalar…ağlar…
-
bir tek bağlama asılırmış duvara. Hayatın içinde, gözünün
önünde acıyı ve aşıkı en iyi o taşırmış içinde. Bundan ötürü duvara bir geyik
resimli atlas birde saz yakışırmış söyleyecek sözü olan adama. Yani söz sazsız
olmazmış.
Bir yudum daha şişeden, ayağa kalkar, sazı duvara asar…
-şerefine yeni gece
-yenilenmiş adamın devam eden gecesi
pencerenin önündeki masaya gider. Elinde şişesiyle. Gitarı
eline almıştır tekrar. Tıngırdatır. Ne söyleyeceğini bilemez bir haldedir….
-sudan çıkmış alık balık, bak susuz bir deniz daha varmış
lakin ….
-sonrasını sona bırakmalı öncesini önceye..
bir yudum, bağırır
-
şerefine balık!
Dalga geçer kendisiyle
-hangisine dedin üstad rakı
şişesinde olanına mı?
-yok alık olanına…
-hımm iyi o zaman,
-balık, hangi balık mı?
- mavi suların tuzlu
uğultusunu pullarında parlatan, hani. Kafamın puslu dalgaları gibi vuruyor
kıyıya. Ben balıklaşıyorum. Koca okyanusun içinde küçük bir balık. Sular
bulandıkça derinlere iniyor. Mavinin büyüklüğü içinde kayboluyor sonra. Öyle
bir kayboluş ki bu kendi hiçliğini bile unutuyor sonunda.
-sonsuz maviliğin
derinliğinde kaybolan balık.
-kendini okyanus sanıyor.
-kaybetmenin tüm sınırlarını
zorluyor alık balık.
-Kaybetmek kaybolmak mıdır?
-bilmem, bilemem ama bildğim bir şey varsa,
acının ilk çığlığı koptuğunda dünyaya atılmıştım. Sonra doğduğum odanın
duvarında dedemin sazı asılıymış. İlk onun sesleriyle tanışmış kulağım. Yani
beni dolduran ilk pınar yüzyılların derin ırmağından akıp gelen nağmeler olmuş.
Bağlamanın terbiyesiyle ilk adımlarımı atmışım, yürümüşüm, gülmüşüm, ağlamışım.
Kendi varlığımın farkına vardığımda yuvadan kopuşu simgeleyen gitarla tanıştım.
Evrensel müziğin vazgeçilmez tınılarına teslim oldum sonra. Yetmedi daha
fazlasını istedi hep kulaklarım. Doymayan bir canavar gibi, kasikler keman,
bizden ud sonra sınavlar, günde 7-8 saat düzenli gitar çalışmalarım, kaybolmaya
başlayışımın miladı da bu olmalı…
dili dolaşmaya başlamıştır
bir süredir.
-
bir konservatuarlı olmalıydım. Harcanmamalıydı yeteneğim.
Orada ne yapacaktım tam olarak bilmyorum ama müziğin kalbinde olmalıydı tüm
anlarım. Burada yapayalnız kendi kendime sağırlaşmaktan başka bir yolum yoktu.
O sınavları mutlaka kazanmalıydım..
-
şerefine adamım, bu kadar hırs sonunda kendi kendini yedi
bak.
-
Önce hayaller kurulur hep, sonra amansız çalışmalar
-
Şerefe sancılar, bittiniz artık kıvranmıyacağım
-
Boş ver…bir ömrün kurgusu böyle tüketiliyor işte, ne denir
-
Küçük adımlar atmalıyım artık, küçük sesler çıkmalı
içimden. Sadece varım işte diyebilmek için. Yok olmak için bile bir varlık
alameti gerekirmiş meğerse…
-
Bir deneme yapalım mı adamım.
Ayağa kalkar.
-ayakta durmak zorlaşmış (
sallanır)
-bir rahat dur dünya, sallama
beni. Küçük adımlar atmayı deniyeceğim şimdi.
-bak böyle işte (küçük bir
adım atar) olmuyor, bak bayağı ermişim.
-(geri döner) küçük bir geri
adımla döndüm bak
-şişe ağır geliyor,
(bardağına doldurur içkiyi)
-şerefine ermiş diye bağır.
-ne ermişi ya, beceriksiz bir
adamın tekiyim işte,( bardağını eline alır sallana sallana dolaşmaya başlar,
bağıra bağıra söylenir. Her haykırışın ardından bir yudum almaktadır.)
-Beceriksizliğimin
şerefine! Bir Bok becerememiş olmamın şerefine! Ne sınavı geçebildim ne de seni
sevebildimmmm! Halbuki sevmek için çok uğraştımmmm! Çok sevdiğimi sandımmmm!
işte o sınavda da çok çalışmıştım, (eline gitarı alır) günlerce okşamıştım
gitarımı, tellerine tek tek dokundum(okşuyordur gitarını…) ne zamanki o an
geldi, dışımdaki gözlerin önünde müziğimi sunacağım an, işte o zaman
parmaklarım kilitledi kendini, sözüm geçmedi onlara, tutuldum, okşayamadım (
birden bağırır) okşayamadımmmmmmmmmmm!(birden sakinleşir ve oturur! Kadehine
içki doldurur. Bir yudumda içindeki bütün içkiyi içer.)
-Sen ne zaman gittin benden, o zaman seni de
okşayamadım! Gitardan birkaç nağme duyulur..
-beni götürdün aslında ya da aklımı da almışsın
yanına, bilemiyorum ama kayboldum işte.
-bulamıyorum kendimi…
-ilan mı versem mi…hı,hı
gitarıyla doğaçlama yapmaya başlar…şarhoş adamın
sarhoş şarkısı…önce mırıldanır…dili iyice peltekleşmiştir…şarkı gibi
mırıldanarak…
-kendini arayan adamın ilanı
bulan olursa arasın onu
kimi
geceyi yudumlayan adamı
yudum yudum geceyi içen adamı
gecede yuvarlanan boş bir şişe gibi
tıngırdayan
adamı
eline bardağı almaya çalışır. Düşürür. Bardak
yuvarlanır.
-bak böyle işte…
gitarı bırakır. Ayağa kalmaya çalışır, masaya tutunur.koltuğa
doğru sallana sallana yürür. Koltuğun yanına geldiğinde düşer, sürünerek koltuğa
oturur.
-
gecenin
adamının hiç hali,
-
kafasını
arkaya yaslamıştır, yayılmış, gözleri kapalı söylenmeye devam etmektedir.
-
Gece içti
beni
-
Kara
delikte
-
Durmadan
düşen adam
Işıklar yavaş yavaş kapanır söylenirken. Adamın
üstünde kalır bir süre. Sonra tamamı söner. Bir süre daha karanlığın içinde
söylenir…İnce bir müzik fonda.
-yuttu beni kara delik.
Aşk boş bir gece
Hayat yeniden yudum yudum
Dökülmekte geceden...
Aşık adamın son hali…
Fonda çalan şarkıyı mırıldanır...kısa-kesik ( ışık
yanar, sadece adamın son halini gösterir ve söner)
Son….
Fatmagül Kırcı

Yorumlar
Yorum Gönder