Ana içeriğe atla

Koca Ay Kadın-Toprak-

   
                     Başlangıçta aşk üzere bir olan tüm çiftlerin hatıraları canlansın.
                     Sular durgundu başlangıçta.
                     Sessiz ve sakindi ortalık.
                     Topraktan fışkıran diri tohumların içlerindeki renkler,
                     Özgürce uzanıyorlardı,
                     Gökyüzüne doğru.
                     Gökyüzünün dokunulmaz bulutlarının
                     Ve yıldızlarının sakin geçişi,
                     Nefes üflüyordu yukardan aşağıya.
                     Aşağıdan yukarıya uzanan dalların arasında dolaşan rüzgarların,
                     Tatlı okşayışları arasında,
                     Aynı kutsal pınarların suları altında yıkanan Âdemoğulları,
                     Henüz birbirleriyle ayrı düşmemişlerdi.
                      Razıydı her biri kendi payının biricik varlığına.
                      Yeryüzünün nadide çiçekleriydiler onlar.
                      Aynı gökyüzündeki yıldızlar gibi.
                      Dünyanın süsleri arasında,
                      En büyüleyici olanıydı Âdemoğulları.
                      İlk kanı dökenlere kadar sürüp gidecekti,
                      Bu kardeşlik akdi.
                      Kan,
                      Kutsanmış olan,
                      İçinde can taşıyan,                                  
                      Karışmıştı toprağa.
                      İlk damlayla irkildi toprak.
                      Derinlerinden uğuldadı ilkin, titredi.
                      Hafifçe sallandı toprak üzerinde oturanlar.
                      Bağrından kopan Âdemoğullarının ılık kanı,
                      Toprağın derinlerindeki ilk çatlağı açan ateş olmuştu.
                      Sessizce lanetlerini savurdu toprak, Âdemoğullarına.         
                      Hangi akılsız başın ürünüydü bu laneti çağıran!
                      Hangi zayıf başın içine giren ifritin ayrılıkçı tohumları
                      Yeşertmişti kin ve nefret otlarını.
                      
               Âdemoğlunun hangi zaafı
               Vurmuştu,
               Toprağın bağrına kanla yazılacak,
               Tarihin ilk mührünü.   
                Ah, o oğulların paylaşamadığı tohum !
                Neydi o?
                Bir kadın mı, yoksa kendini beğenmiş,
                Göğüslerinin üstünde kabaran hırslarının
                Yakıp kavuran ateşi mi?           
                İyi ile kötünün savaşımıydı bu,
                Güzelle çirkinin,
                Çobanla çiftçinin,
                Yer ile gök, doğuyla batı, kuzey ile güney
                Arasında paylaşılamayan neydi?
                Toprağın lanetini üzerine çeken,
                Barış ve neşe içinde geçen günleri bile hafızalardan silen
                Hangi kıymetli hazinenin nadide parçasıydı,
                O uğruna akıtılan ilk kanın, arasında kalmış olan
                Bir su perisi, bir ay yüzlü yâda daha toprağa düşmemiş bir çiğ tanesi.
                Ah, bir de onun dili olsaydı da akıtsaydı zehrini meydana.
                Bilseydik bu kaybedişin nasıl bir keder olduğunu.
                Acının ilk buruk tadını damağında duyan,
                İçinin en derinlerindeki sesiyle konuşsaydı.
                 Savaşan tüm oğulların arkalarında bıraktıkları,
                 O sessiz yüreklerin içindeki yaralardan sızan,
                 Hayatın dillenmemiş türkülerinin
                 Masum çocuklarının içinden usul usul akan ateş nehirleri
                 Acının hangi rengini akıtacaklardı,
                 Bizim şenlik ateşlerimizin üzerine.      
                 Ah, o masum yüreklerin suskun çocukları,
                 Ağızlarına vurdukları mühür,
                 Bağırlarına bastıkları taşların altında
                 Kalan acının tüm yüzlerini,
                 Kendi paylarına sakladılar.
                 Her kıyımın kıyametin ardından yakılan şenlik ateşleri,
                 Onların soluk yüzlerini aydınlatmaya yetecek miydi?
                 Tüm asaletleriyle seyrettiler şenlik çığlıklarının eşliğindeki,
                 Doyumsuz neşenin oğullarını.
                 Sessizce akıttılar ağulu gözyaşlarını,
                 Derinlerine doğru.
                 Tıpkı toprak gibi,
                 Usulca fısıldadılar lanetlerini.
                 Ceset tarlaları üzerinde yürüyen insanoğlunun biriktirdiği öfke,
                 Sonunda, en sonunda kendine doğrultacaktı,
                 Zehirli oklarının sivri uçlarını.   
                  Düşmanın kim olduğu bilinmez olacaktı.
                  Asırlar sonrasında yaşayacak olan oğullar,
                  Kendi benleri içinde bir savaşa tutuşacaklar

                  Ve hiç bir yaranın dermanı kalmayacaktı, yeryüzünde.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ay Sokak

Yılankavi dolanan dar sokağın başlangıçından itibaren tek katlı veya iki katlı karşılıklı evlerin sıralandığı pencerelerden sıcacık komşuluk ışıkları sızıyordu. Arnavut kaldırımının geniş aralıklı taşlarının arasına topuklu ayakkabılarının topuklarını kaptırmadan yürüyebilmek büyük marifet isterdi. Eski Rum evlerinden birinde oturuyorduk o zamanlar. Dünyanın en sıcak komşusu Sevgi Teyzenin evinde. Duvarları taştan yapılmış oldukça kalın pencere pervazları olan bir evdi. Bahçeye açılan pencerenin önüne oturup mızıka çalmak en büyük keyfimdi. O küçüçük bahçede sokağın bütün çocuklarına yetecek kadar meyvesi olan kocaman bir erik ağacı vardı. Birde benim mızıkayla muhteşem görünüşüne fon oluşturduğum küçük şimşir. Sevgi teyze dünyaya annelik yapmak için gönderilmiş bir kadındı sanki. Kendisinin iki çocuğu vardı. Kızı benim en yakın arkadaşlarımdan biriydi. Köyde yaşayan kız kardeşinin oğlunu da o okutuyordu. Onun öğretmen olmasında Sevgi teyzenin payı çok büyüktür. Birde karşı komşumu...

Koca Ateş Bey-1

Âdem:              Ah oğullarım, kızlarım           Sizler dünyanın efendileri           Yolların üzerindeki tüm ayrık otlarının zehirlerinin tatlarına bakanlar           Ne desem size bilmiyorum ki           Evlatlarım Avuçlarınızın içinde           Küçük  küçücük bir kuş pır pır etmekte           Onun kanatları altında bir hazine,           Hazinenin içinde küçük bir tohum           Tohumun içinde ufuklarınızı aydınlatacak ışık saklı.           Tüm lanetlere karşı      ...

Koca Ay Kadın-Af

               Gözleri bir tek kendi yüzlerine dönmüş olan nesiller,                Ağır ağır yalnızlıklarının kucağında, solup gideceklerdi.                Tüm ağulu gözyaşlarının bedelini ödeyecek olanlar                En büyük savaşın mağlup çocukları,                Benlerindeki âdemle kavga edeceklerdi.                          Yaşamlarını ölümün soğuk ve soluk yüzünün eşliğinde sürdüreceklerdi.                Tüm lanetlerin meydanında yaşarken öleceklerdi.  ...