İlk Sahne:
Ayakları zincirle veya iple bağlı bir adam,
Son çağın Hikâyesindeki adam ve kadın olabilir, perdenin açılmasıyla birlikte
sahnenin bir ucundan öteki ucuna adımlarını zorla atarak veya sürükleyerek
geçerler. Sahne arkasından bağlı oldukları ipler çekilerek ilerlemeleri
güçleştirilir. Bu sürede tek bir ses duyulacaktır gerilerden.
GEÇMİŞ ASLA BAĞLARINI KOPARMAZ GÜNDEN!!!!!!!!!
Konuşmacı: bu tüm oyunu içeren bir anatıcı
Ey masalı gerçeğe,
Gerçeği masala benzeten kent!
Kıdem atladım sevginde, sokaklarına bıraktım solukları,
Nehrinin nidasında sevdim su-yu ,
Yaşımı yaşamadıysam suçlu sensin
Senin gibi hissetim hep zamanı,
Senin gibi hissetim hep zamanı,
Zamanlı, zamansız sevdim sana dair olanı....
Benzersiz bir tarih sayıklarken geçmişin giz döken yüzünde,
Benzersiz bir tarih sayıklarken geçmişin giz döken yüzünde,
Bir biri ardına sıralanır aşk...
Işık ekerken nehrin,
Nadasa bırakılmış sol yanında illaki yeşerir sevda…
Adamın kadına, kadının adama aşkı konuşulur...
Bir konuk kılı kırk yararcasına yazar şirini, şiirinde
Ve her aşk yaşanırken tarihin değişik karelerinde,
Tek bir şey duruyordur yerli yerinde
Tek bir ses
Antakya!…
Konuşmacı:
Kavşakların kaderini yaşıyordu kent.
Kutupların arasında eziliyordu.
Buluşuyordu tüm ötekiler kıyısında nehrin.
Kucaklar doluyordu her birinin sevdasından,
Ekilen tohumlarla.
Sonra ayrılıyordu çiçekler,
Gidenler ve ardında kalanlar,
Sonsuz bir yasın eşiğinde açıyorlardı.
Geçmiş tüm sırlarını
döküyordu aralıksız,
Biçiyordu ekinlerini.
Adam kadının eteğinden topluyordu yağmurları,
Kadın Adamın kıyısından doğuruyordu Güneşlerini.
İzliyordu aynı kentin yıldızları,
Adı, aşk kokan çocukların yazgılarını,
Tutuyordu bir bir
Kayanların arasından.
Hiçbir yıldız düşmüyordu yere,
Onları kavuşanların hatırına, tutuyordu;
Antakya!!!!!
BABİL ZAMANI
Anlatıcılar: Babil ve Kule
Babil:
İnadına bir
tırmanış!
Yer ve gök
arasında,
Aynı dili
konuşan insanlık,
Suyun
saflığı, toprağın şefkati ve havanın hafifliği
Bilemezdi
isyanın büyüklüğünü.
Karanlığın,
dillerin bağının çözülmesiyle çökeceğini,
Gecenin
gündüze, dünün güne karışıp
Bağlarını
yakacağı Güneşin
Rüzgârın
ekinlerini savuracağı
Nehirlerin
bile tersine akacağı
Bilinmezdi.
Kule:
Uzanmalıydı
başı yıldızlara
Işıkları
sönmeye yüz tuttuğunda güneşin
Kulenin en
tepesi parlamalıydı
Gecenin
içinde
Gümüş rengi
yıldızların arasında
Bakır
sarısı bir gece güneşi doğmalıydı.
Babil:
Bir lanetin
doğuşuna
Esir
olacaksa adım
Kendi kendimi yok etseydim
Çocuklarımı
boğsaydım kendi ellerimle
Dilleri
dolaşsaydı ağızlarında adım olanın...
Bunun bir isyan olduğunu bilseydim,
Kazdırmazdım
toprağımı,
Taş taş
üstüne konulamazdı.
Bilseydim,
Kulenin uzandığı yeri ve göğü parçalayacağını,
Her taşın
altında
Bir Babil ezerdim...
Bilseydim,
Bu cezanın,
dillerin çukuruna düşeceğini
Tüm insanlık
adına
Hazırdım yok
olmaya.
Kule:
Yukarı
yükseldiği yol kadar,
Yerin kalbine
de inmeliydi.
Bilinmez yer
altına doğru
Bir yol
açılmalıydı.
Yükseldiği
kadar derinleşmeliydi de,
Bu ancak bir
harikanın,
Olabilecek en
yüce mabedi
ve
İnsanoğlunun en büyük eseri olmalıydı.
Babil:
Kule uzandıkça
uzandı.
Merdivenleri tırmananlar nerdeyse,
Bulutların
üstüne yaslandılar...
Merdivenleri inenler,
Yerin karanlığında kayboldular.....
Birden bire yıkıldı bulutlar...
Ve
Aynı anda kapandı yer.
Her bir kişi unuttu adını:
Anasının, yavrusunun ve tüm var olanların...
Bir tek kendi adı kaldı aklında.
Hepsi konuşmaya başladığında yeniden,
Kulakları duyacak ama akılları almayacaktı, söylenenleri.
Her biri ayrı bir dil konuşacak
Ve
Yayılacaktı yeryüzüne.
Bu günden sonra artık,
Hiç kimse anlamayacaktı bir ötekini.
İşte böylece ateşlenecekti, savaşların fitili
Ve
Böylece açılacaktı, dillerin düğümleri....
“””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””
Babil zamanlarının girişi. İki anlatıcı. Babil ve Kule, iki
sevgili, ya da arkadaş, tamda bu kule öncesi, yıkım zamanı ve sonrasında
canlandırılacak..........
Vina ve Balal: İki
esir, Vina: kız; Balal: oğlan.
VİNA VE BALAL
Vina: ana baba günü anlamında, karışıklık günü
Balal: Babil kelimesinin İbranice kökü, karışıklık anlamına
gelmektedir.
Vina.: Dönüyorlar Balal,
Yakında
dağıtacaklar
Senin
yokluğunda kaybedecek annen ve baban
evin
kalmayacak geriye
Git Balal
Bak yükseliyor
kule
Tırmanmalısın sende bulutların arasına
Belki
duyulur sesinde
Biter bu
kavga.
Balal: asıl olan bu esaretin bitmesi vina
kule bunun
için sadece bir hiç
yeter mi
sanıyorsun vina
bunun gökle ve yerle ne ilgisi var
bizi onlarmı
esir etti
kim başında
tacı taşıyorsa onlar sürüyor bizi
aynı,
tarlalar gibi
ben zaten kaybetmişim vina
annem ve
babamı
doğarken
kaybetmişim
başlarında taç olmadığı için
vina:Onlar bizi
kopardıklarında
sevinmişlerdi bizi doğuranlar
en azından
ölmeyecekler diye
haklısın
balal biz asıl o zaman ölmüştük.
gılgamışın
kaçtığı o ölüm tuzağına biz asıl
o an düşmüştük.
balal: üzülme vina
Bu bir
yazgı değil
ve korkma
Bizim için
Onlar yeniden gelebilirler
ve senle
benim sevgimiz yarım kalabilir.
Benim annem
senin için her zaman güzel düşünecek bir oğlan doğurmuş
İşte benim
asıl yazgım
Ve
ölümsüzlüğüm bu Vina
Bilseydi
eğer Gılgamış asıl ölümsüzlüğün bu kadar yakınında olduğunu
Hiç
yorulmazdı ve mutlulukla bulurdu aradığını.
Vina: Haklısın Balal,
Biz
büyüdüğümüzde
Küçülecek
bu kule, belki de.
Sonra, biz
büyüyeceğiz
Hırslarından ve zırhlarından kurtulmuş insanlık adına,
Doğacağız
yeniden
Başımızda
krallar olmadan belki de
Ve
Özgürce
sarılacağım sana o zaman.
Balal: Ah! Güzel aşığım benim.
Geleceğin
kucağında büyüyor umutlarımız ancak.
Senin narin
sesinin değdiği tüm kulaklar,
Kulenin her
bir taşında yankılanan çığlığa
Derman
olacak sözü beklemekte umutla.
Bitsin
artık bu kavga diye,
Adı Babil
olan yükselmekte,
Gök ve yer
kapılarına doğru.
Bilselerdi, sadece bizim gözlerimizin perdesindeki
Ateşin
yakıcılığını
başlarına
geçirirlerdi kralların tacını.....
Sonsuz bir
kavganın eşiğinden
Dönerlerdi
böylece.....
Vina: Bilmiyorlar mı ?
Senin
bildiğini Balal?
Onları
yöneten
Hangi katil
görmüyorlar mı?
Bilseler,
biz evimizde
olmaz mıydık.
Balal: Olurduk Vina.
Ben, o zaman
seni,
annenin
kucağından kaçırırdım.
Vina: Yüzünü bile hatırlamıyorum şimdi onun.
Sadece sesi
kalmış,
uzaktan,
zayıf ve ağlayarak
adımı
sayıklıyor...
Balal: Üzülme küçük kız!
Onu bir daha
göremeyeceksin diye...
Senin
yüreğin
yükselen
kuleden daha yüce
ve
daha
derin...
Benim
ellerim uzanıyor sana,
Onlar bir rüyanın peşinde koşarken.
Tut ellerimi
Vina!
Tut ki
dinsin tüm çocukların
Kanayan
yarası...
Onların
rüyalarının adı olsun Babil....
Babilin yıkım sahnesi: Ani bir gürültü...arkasından
insanların korku halinde kaçışmaları sahnede bu anı anlatan bir müzikle
birlikte anlatılır. İnsanlar kaçışırken birbirlerine çarpışır. yere düşer.
düşenler kalkamaz. Balal ve Vina bu sahneyi kuytu bir köşede gizlenerek
izlemektedirler. Müzik aniden kesilir. Uğultu kalır geriye ve ağır ağır uğultu
da kesilir. sahnede bulunan kalabalık yardım istemek için bağırdığında her
birinden ayrı bir ses çıkmaktadır. Kimse birbirini anlamamakta ama bağırmaya
devam etmektedir. Balal ve Vina saklandıkları yerden çıkar ve kalabalığın önüne
geçerler. Bir tek onlar birbirini anlamaya devam etmektedirler. Onlar Asinin
kıyısından gelmiş çocuklardır ve umutları onları esaretten kurtarmıştır artık. El
Ele hepsinin önüne geçerler ve arkada kargaşa devam ederken onlar kendilerini
konuşmaya başlamışlardır aslında...
Balal: Anlıyor musun beni Vina
Duyuyorsun
sesimi hala değil mi?
Vina: Seni anlıyorum Balal
Adım
ağzından hala aynı seslerle dökülüyor.
Bu nasıl bir felakettir Balal?
Balal: Bilmiyorum Vina.
Ancak
bildiğim tek bir şey vardı,
Onun
doğruluğunu anlıyorum şimdi
Senin masum
yurdunun ışığını görüyordum gözlerinde
Benim
çiğnenen topraklarımın kokusu geliyordu burnuma
Tüm
özlediğim nehirleri senin gözlerinde buluyordum Vina
Bildiğim
içimden sana doğru akan suların
Taşıdığı
doğrulardı Vina.
Vina: Anneni de gördün mü Balal
Onlar da
kurtuldu mu bu büyük boşluktan?
Bizim
adımızı unutmuşlar mıdır yoksa?
Kıyısında
oturup eğlendiğimiz nehir
Onları
korumuştur belkide.
Sularının
sesi kulaklarını çınlatıyor mu hala,
yoksa bu
yıkım sadece bize mi verdi bu özgürlüğü?
Balal: Senin sesin bana o nehrin sularının yankısını
getiriyor.
Annemin ve
mutlu çocukluğumun.
Onları
aramıyorum artık Vina.
Senin olan
ve benim olduğum bu karmaşanın ortasında
ne gelecek
ne de geçmiş
hepsi yok oluyor.
Vina: Sarıl bana Balal.
Sarıl ki
kurumasın nehrimiz.
ve
ömrümüzün diğer çiçekleri sulansın kıyısında.
Adı
kinlere ve düşmanlara inat etsin.
Sarıl bana
Balal.
Düşmeyelim bu
bozgunun kucağına....
Arkalarındaki kalabalık dağılırken ayrı yönlere doğru, Balal
ve Vina, Babil’in iki esir çocuğunun sarılmasıyla sımsıkı, ışıklar kapanır...
Yorumlar
Yorum Gönder