Ana içeriğe atla

Antaquia’ya zamanı

III. Zaman: İskenderin genarali zamanı......Antakya ismide bu dönemden kalma... Bu İ.Ö. 300’ler. İpsos savaşından sonra I. Nikator Seleukos, şehri şimdiki Samandağı bölgesinden Antakyanın bulunduğu yere taşır. Şehrin Adını, babasının yada oğlunun adını verir. Hikaye edilen dönemde kentin ilk Seleykos’u ve kurucusu ile  son kralı arasındaki olaylar konu edilmektedir....Döneme uygun bir çizgi izlenmiştir...

Anlatıcı:
Öldüğünde İskender
Büyük imparatorluğunun
Parçaları arasından
Ayrı ayrı dünyalar doğmaktaydı
Çiğneyip geçtiği ovaların ve nehirlerin kıyısında
Onun tutkusunun bedelini ödeyenler
Yeniden savrulmuşlardı,
Artık korkuları kendi içlerini oymaktaydı.
Büyük İskender ölmüştü,
Şimdi kim kimden daha Büyük olacaktı.
Kimin hükmü saracaktı zengin kıyıları
Arkada kalanlar arasından
Kim hangi kentin yazgısına dokunacaktı.
Sıra savaşçılarındı.
Oyun yeniden bozuluyor
       ve
Yeniden başlıyordu sonra.
Şimdi Antaquia’ya zamanı........


“Seleucoslar Dönemi”

(bir meclis toplantısı Romayla olan savaş öncesi konuşma İ.ö. 63,64 )

Vezir: ey büyük Seleukos bence de bu savaşa girilmeli siz ki İskenderken bile büyük bir komutanının neslisiniz, yenilgi yüzü göremeyeceğinizden eminim.

SELEUKOS ANTİKOHOS: Evet en büyüğü benim. Neden olduğunu söylemedin, çünkü ben bu kentte sahibim.

Seleukos Nikator( Silüeti belirir) I.( Kentin kurucusu İ:Ö. 300’ler):  Bu kent, en güzel kentten bile özeldir. Buradan sadece geçti İskender; burası dünyanın kalbidir; bilemedi. Ben bunu bildiğim için en büyük ben ve oğullarım olacaktı.

Seleukos Antiokhos: diyorlar ki gelmesin dağların o tarafında kalsın! onlarda bilmiyorlar bu kenttin gücünü. Ama beni bağışlasın bu güzel topraklar burada olmasa da savaşacağım Romalılarla! Madem istedikleri savaş bende savaşacağım onlarla.
Bilsin bu kent savaş başladı……şimdi beni yalnız bırakın…

(meclis tek tek gider,sahne karartılır ve sessizce söyler)



SELEUKOS Antiokhos:
EY YÜREĞİMDE BÜYÜYEN
EY VARLIĞINDAN DOLAYI MUTLU EDEN KENT
 BU SAVAŞTAN SONRADA BAKABİLİRİM NEHRİNE                                              GÜLÜMSEYEBİLİRİM AĞACINA
SENDEN VEDA DEĞİL AMA BİL ÖLSEM BİLE
HİÇ BİR KADINI SEVMEDİM SENİ SEVDİĞİM KADAR….

Karanlığın içinden süzülerek gelir, usulca.
      Kraliçe:
       Ordularını terk etmeyen savaşçı
       Kentin tüm yolların başında ve sonunda
       Gelip geçen her bir tehlikeyi kolluyorsun onun sokaklarından
       Hiçbir yabancı yaklaşamıyor yanına
       Senden çalmak için hazinelerini,
       Bunları biliyorum ama bir kenti kıskanabileceğim
       asla aklıma gelmezdi.
       Bir köleni görseydim kollarında
       İçim bu kadar acımazdı.
       Ertesi sabah onu öldürtebilirdim rahatlıkla
       Ama adını verdiğin kent için
       Ne yapabilirim ki!

Selekuos Antihokos: 
- Ben Antaquia(?)
 Sen kimin kadını olduğunu bilmiyor musun?
Bu kentin kadını nasıl kıskanabilir aşığını?
Hele bu kıskançlığı nasıl bir kölenin hizmetiyle kıyaslayabilir?
Üzerine bastığın benim
Nehrimin kıyısında yetişiyor arasında dolaştığın çiçeklerin
Gecelerimin koynundan taşınıyor sana ziynetlerin
Sen kiminle kıyaslıyorsun kendini,
Yoksa asıl düşmanım yanı başımda mı?
Bunca zamandır bana saldırmaya hazırlanan Roma Sen misin?

Kraliçe:
   Anlıyorum seni Kentim!
   Haklısın biliyorum,
    Kızma bana, özlemlerimin yanında sensizlik
   Daha fazla yakacak canımı.
  Senin yerine Antaquia’ya bakacağım
Gözlerine bakar gibi.
Bu gece seni bırakıyorum yüreğinin derinliklerine.
Belki asıl kendinle ve kentinle baş başa olmalısın.
Benden fazla onlara ihtiyacın olacak!

Selecuos Antikohos:
    -Hışmımdan kurtulmayı ne kadar da iyi biliyorsun!
      İşte seni bu yüzden seviyorum.
     Önce zehrini akıtıyorsun
      Sonra da ruhumu okşuyorsun.
       Aklınla fethediyorsun aşkımı.
       Haydi, şimdi git ve yalnız bırak beni,
      Biraz daha düşüneyim dünyanın kalbini.

Seleucus yalnız kalır, gözleri uzaklardadır ve sahip olduklarını korumanın hesabını yapmaktadır şimdi. Bir yüzleşme yaşanmak üzeredir. Gözlerinin önünde Bu kenti kuran ve ona Antaquia adını veren büyük büyük dedesi gelir. I. Nikator Seleucos. Savaş öncesinin son rüyası veya hayali görünmektedir, şimdi sahnede. Seleucosların sonuncusu İ.ö 63,64’de Antigonos, büyük büyük dedesiyle karşı karşıyadır.

I. Nikator:
                İpsos çayının kıyısında kazandığım zafer sonrasında,
                 Gözlerimin önünde yeni bir kent doğmaya başlamıştı bile.
                Sadece kazanmak için savaşmıştım o gün,
                 Tüm askerlerimle birlikte
                ya kapayacaktık gözlerimizi
                Ya da kazanacaktık!
                Biz kazandık bak Antikohos!
                Antaquia hala senin ellerinin arasında,
                Gücünü asla unutma!
Antikohos: Senin Zamanların kahraman askerleri yok artık,
                    Kimseye söyleyemediğimi
                     Kendime ve sana söyleyebilirim,
                   Saklayacak bir şey yok
                   tam da şu anda,
                  öyle değil mi Büyük Baba!
               
I. Nikator: Bu yüzden buradayım sevgili torunum,
                  Sadece elinde bulunan hazinenin farkında mısın onu merak ediyorum.
Antiokhos: Biliyorum elbette,
                   Beni doğuran bu kentin,
                    Tüm taşlarını, sularını ve kutsal yazgısını
                   Onlarla vedalaşmıyorum bile
                   Çünkü onlar yoksa benim için zaten
                  Çoktan ölmüş olmalıyım.
                  Ölümüyle nasıl konuşabilir bilir insan,
                 Ey İpsos savaşının kahraman komutanı
                 Ve bu kente babanın ve oğullarının adını bağışlayan Seleocus!
                 Romanın büyüyen gücünün karşısında nasıl dayanabilirim!
                 
I. Nikator: Bu Roma Büyük İskenderden ve sonra benden daha mı büyük bir adam?
Antiokhos: Ah Büyük Seleucos,
                   artık sadece büyük olmanın yetmediği bir çağı yaşıyoruz.
                  Roma bir adamın değil bir kentin ve sonra başka bir krallığın adı!
                  Güçlü komutanları Akdenizin tüm kıyılarına hükmetmenin peşinde,
                  Görülmüş şey değil,
                  Tüm kentleri Roma için feda etmekteler,
                          Ve
                    Sonra herkes Roma’nın esiri olsun istemekteler!

I. Nikator: Anladım!
                  Ne yazık ki anladım!
                 Tıpkı bizim İskenderin peşinden koştuğumuz yıllardaki gibi,
                 Bir hayalin peşinde dolanmaktalar onlar da!
                Bak oğul,
                Büyük hayallerin peşinde koşan adamların,
                 Mutlaka gözlerinin görmediği bir zayıf yanları bulunur.
                 Eğer bu savaşacağın Romanın yaralarını bilirsen
                 Asla yenilmezsin!
Antiokhos:  Benim zenginliğimin büyüklüğünü
                     Senden iyi hiç kimse bilemez Nikator!
                    Ben Adımın yankısını taşıyan bu kentten alıyorum büyüklüğümü!
                  Ne yazık ki bunu Romalılar da biliyor
                           Ve
                  Beni yok etmek için
                   Bu kenti almaya geliyorlar.....
I.Nikator: Zenginliklere uzanan tüm yolların kavşağında duruyorsun, Antiokhos!
                 Bunu bütün düşmanların bilmekteler,
                Tıpkı benim zamanımın düşmanları gibi,
               Eğer bu toprakların dışında savaşacak komutanların varsa
                Seninle birlikte yaşamaya devam eder kentinin yazgısı.
               Yarın tüm komutanları topla ve onlara aynen şunları söyle:                                         


“Bana gidip,
 Roma’nın en güçlü komutanını bulun!
Ona gidip,
 Geldiğimi söyleyin.
Hazırlansın o güçlü Roma!
Yok oluşları ellerimden olacak, yarın!”

Antiokhos:
                    Benim kentime sahip olan
                    Dünyaya sahip olur!      

Kraliçe, içeriye girer hızla ve bu arada I. Nikator’un görüntüsü ağır ağır arka plana çekilir ve kaybolur. Kraliçe ne olup bittiğini anlamaya çalışmaktadır.

Kraliçe: Sesleri duyunca sana bir şey olduğunu sandım!
Antiokhos: Bana ne olabilir ki!
                   Beni bu gece yalnız bırakmanı söylememiş miydim?
Kraliçe: Tamam. Hemen kızma, sadece endişelendim.
Antiokhos:        Bunun için çok erken!
                          Bak!
                          Karşındayım hala!
           



Bu bölümün sonu!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ay Sokak

Yılankavi dolanan dar sokağın başlangıçından itibaren tek katlı veya iki katlı karşılıklı evlerin sıralandığı pencerelerden sıcacık komşuluk ışıkları sızıyordu. Arnavut kaldırımının geniş aralıklı taşlarının arasına topuklu ayakkabılarının topuklarını kaptırmadan yürüyebilmek büyük marifet isterdi. Eski Rum evlerinden birinde oturuyorduk o zamanlar. Dünyanın en sıcak komşusu Sevgi Teyzenin evinde. Duvarları taştan yapılmış oldukça kalın pencere pervazları olan bir evdi. Bahçeye açılan pencerenin önüne oturup mızıka çalmak en büyük keyfimdi. O küçüçük bahçede sokağın bütün çocuklarına yetecek kadar meyvesi olan kocaman bir erik ağacı vardı. Birde benim mızıkayla muhteşem görünüşüne fon oluşturduğum küçük şimşir. Sevgi teyze dünyaya annelik yapmak için gönderilmiş bir kadındı sanki. Kendisinin iki çocuğu vardı. Kızı benim en yakın arkadaşlarımdan biriydi. Köyde yaşayan kız kardeşinin oğlunu da o okutuyordu. Onun öğretmen olmasında Sevgi teyzenin payı çok büyüktür. Birde karşı komşumu...

Koca Ateş Bey-1

Âdem:              Ah oğullarım, kızlarım           Sizler dünyanın efendileri           Yolların üzerindeki tüm ayrık otlarının zehirlerinin tatlarına bakanlar           Ne desem size bilmiyorum ki           Evlatlarım Avuçlarınızın içinde           Küçük  küçücük bir kuş pır pır etmekte           Onun kanatları altında bir hazine,           Hazinenin içinde küçük bir tohum           Tohumun içinde ufuklarınızı aydınlatacak ışık saklı.           Tüm lanetlere karşı      ...

Koca Ay Kadın-Af

               Gözleri bir tek kendi yüzlerine dönmüş olan nesiller,                Ağır ağır yalnızlıklarının kucağında, solup gideceklerdi.                Tüm ağulu gözyaşlarının bedelini ödeyecek olanlar                En büyük savaşın mağlup çocukları,                Benlerindeki âdemle kavga edeceklerdi.                          Yaşamlarını ölümün soğuk ve soluk yüzünün eşliğinde sürdüreceklerdi.                Tüm lanetlerin meydanında yaşarken öleceklerdi.  ...