Ana içeriğe atla

Ateş Bey-2

               Biz sıyrıldık lanetlerin kara oyunlarından
               Koca ay kadının davulunun gümbürtüsüyle.
               Bir seher ile selim arasındaki zaman aktı bizim için.
               Sabaha açılan kapılardan akşamın kapılarına doğru bir yolculuk,
               Zamanımızın son ışıkları renklerini yitirmek üzere,
               Biz göğe doğru son yolculuğumuzun eşiğinde   

               Son şarkımızı söylemekteyiz.
               Ağulu göz yaşlarının aktığı her bir nehirden payımıza düşeni yüklendik.
               Gidiyoruz arınmaya ve sonsuzluğa doğru.
               Kapımızı çalan acı dolu her haykırışta
               Bu koca oğlun ve kızın göğe doğru bir yolculuğa çıkmışlardı.
               Umut aramaya, hem tüm yitirilenler adına
               Hem gelecek günlerin neşeli çocukları adına.
               Umutlar indirdik gökyüzünden     

               Ağlayan çocukların gözlerine.
               Uslanmaz oğulların kıyamın ve kıyametin içinde bir ışık aramaktalar hala.
               Onların kanlı lanetleri benim dünyamın içinde tek bir zerre dahi ışımayacak.
               Kıyametlerin hikayesini yapanlar anlatsın.
               Benim ateşimin içinde umut yüklü yıldızlar vardı.
               Yaktığımız tütsülerle kutsadığımız,
                Davullarımızın gümbürtüsüyle çağırdığımız
               Hep aynı ışık ikliminin yolcuları için taşınan umutlardı.
               Düğünlerimizi, şenliklerimizi hep yıldız dağlarının altında
               Sonsuz bir neşe içinde kutladık.
               Neşe bizim kutlu türkülerimizin umutlu adı.
               Ateşlerimizin nazlı alevinin dalgalandığı gecelerde
               Ay tepemizden usulca parlattı tüm kutlu bayramlarımızın
               Renkli tepelerini.
               Biz umudun yolcuları,
               Boynumuza hiç bir kilidin tasması geçmedi.
               Dağlarımız gibi dikildi başımız,
               Nehirlerimiz gibi coşkun,
               Ağaçlarımız gibi, hayvanlarımız gibi gönlümüzce akıttık zamanlarımızı.
               Zamanlarımız içinde bir yolduk, yolcuyduk
               Doru atlarımızın terkisinde ay yüzlü umutlarımız,
               Göğün yedi katında biz umut peşinde dolandık durduk.
               Hastalıkları ve belaları kovaladık yerin yedi kat diplerine.
              Davulumuzun gümbürtüsüyle yedi kat kayalar yuvarladık üzerlerine.
              Kapılarımızın eşiğindeydi kutsal pınarlarımız.
               Kapımızın eşiğinden kovduk tüm lanetlerini kötü ruhların.
              Biz bu dünyanın neşeli oğulları ve kızları
              Aynı süslerin altında dolandık dünyayı.
               Hayvanlarımızın otlarındaydı aynı kutsal güç,
              Atlarımızın gözlerindeydi solmaz ışıklarımız,
              Ağaçlarımızın köklerinde ve biz göğün sonsuz yolcuları,
              Bir çift turna ötüşüyle yazdık yazgılarımızın en ateşli zamanlarını.
              Yolumuzun başında karanlıkların lanetli öfkelerini kovaladık.
              Yolumuz üzerindeki her bir ağulu göz yaşına umutlar taşıdık.
              Biz yüklendik zamanlarımızı ve koca Ay kadınla davullarımızın
              En tok sesiyle inlettik gökleri.
              İlk lanetin ardındaki yaraya dek döktük ağıtların içindeki irini, kini, nefreti.
              Şimdi gitme vaktindeyiz.
              Sonsuzluğa doğru bir yolculuğun kıyısında geçmiş zamanlarımızın
             Hikayeleri canlanmakta.
             Biz yollarımızın sonunda,
             Geçmişten geleceğe yüklerimizi sırtımızdan indirip
             Usulca gideceğiz kayın ormanlarının arkasındaki tepelere doğru.
             Gözlerimizdeki yaşamın kutlu ışığı sönmek üzere.
             Arkamızda bıraktığımız, lanetlerin kara beşiğinde toprak,
             Üstümüzde o lanetleri saran koca bir gök
             Geçiyoruz bu dünyadan.
             Geçtik gidiyoruz ..........
             Kalk koca Ay kadın kalk .........
             Vur davulunun en gergin yerine tokmağını.
Bu sözlerle birlikte her ikisi de davullarına yönelirler.
      Koca Ateş Bey:
                               Hatun kişilerin en nazlısıyla
                               Oğullardan en yüreklisi düşer son yolculuklarının yollarına
                               Bir hayat bu yolculuğa çıkmadan nasıl yaşanır ki?
                               Ne zaman başlanır bu yolculuğa?
         Ağır ağır davullarını çalmaya başlamışlardır. Onlar uzaklaştıkça sesler kesilmeye başlar.
Sesler tamamen kesildikten sonra bir ağıt yankılanır kulaklarda.
    
           
              




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ay Sokak

Yılankavi dolanan dar sokağın başlangıçından itibaren tek katlı veya iki katlı karşılıklı evlerin sıralandığı pencerelerden sıcacık komşuluk ışıkları sızıyordu. Arnavut kaldırımının geniş aralıklı taşlarının arasına topuklu ayakkabılarının topuklarını kaptırmadan yürüyebilmek büyük marifet isterdi. Eski Rum evlerinden birinde oturuyorduk o zamanlar. Dünyanın en sıcak komşusu Sevgi Teyzenin evinde. Duvarları taştan yapılmış oldukça kalın pencere pervazları olan bir evdi. Bahçeye açılan pencerenin önüne oturup mızıka çalmak en büyük keyfimdi. O küçüçük bahçede sokağın bütün çocuklarına yetecek kadar meyvesi olan kocaman bir erik ağacı vardı. Birde benim mızıkayla muhteşem görünüşüne fon oluşturduğum küçük şimşir. Sevgi teyze dünyaya annelik yapmak için gönderilmiş bir kadındı sanki. Kendisinin iki çocuğu vardı. Kızı benim en yakın arkadaşlarımdan biriydi. Köyde yaşayan kız kardeşinin oğlunu da o okutuyordu. Onun öğretmen olmasında Sevgi teyzenin payı çok büyüktür. Birde karşı komşumu...

Koca Ateş Bey-1

Âdem:              Ah oğullarım, kızlarım           Sizler dünyanın efendileri           Yolların üzerindeki tüm ayrık otlarının zehirlerinin tatlarına bakanlar           Ne desem size bilmiyorum ki           Evlatlarım Avuçlarınızın içinde           Küçük  küçücük bir kuş pır pır etmekte           Onun kanatları altında bir hazine,           Hazinenin içinde küçük bir tohum           Tohumun içinde ufuklarınızı aydınlatacak ışık saklı.           Tüm lanetlere karşı      ...

Koca Ay Kadın-Af

               Gözleri bir tek kendi yüzlerine dönmüş olan nesiller,                Ağır ağır yalnızlıklarının kucağında, solup gideceklerdi.                Tüm ağulu gözyaşlarının bedelini ödeyecek olanlar                En büyük savaşın mağlup çocukları,                Benlerindeki âdemle kavga edeceklerdi.                          Yaşamlarını ölümün soğuk ve soluk yüzünün eşliğinde sürdüreceklerdi.                Tüm lanetlerin meydanında yaşarken öleceklerdi.  ...