Biz
sıyrıldık lanetlerin kara oyunlarından
Koca ay
kadının davulunun gümbürtüsüyle.
Bir
seher ile selim arasındaki zaman aktı bizim için.
Sabaha
açılan kapılardan akşamın kapılarına doğru bir yolculuk,
Zamanımızın son ışıkları renklerini yitirmek üzere,
Biz
göğe doğru son yolculuğumuzun eşiğinde
Son
şarkımızı söylemekteyiz.
Ağulu
göz yaşlarının aktığı her bir nehirden payımıza düşeni yüklendik.
Gidiyoruz arınmaya ve sonsuzluğa doğru.
Kapımızı çalan acı dolu her haykırışta
Bu koca
oğlun ve kızın göğe doğru bir yolculuğa çıkmışlardı.
Umut
aramaya, hem tüm yitirilenler adına
Hem
gelecek günlerin neşeli çocukları adına.
Umutlar
indirdik gökyüzünden
Ağlayan
çocukların gözlerine.
Uslanmaz oğulların kıyamın ve kıyametin içinde bir ışık aramaktalar
hala.
Onların
kanlı lanetleri benim dünyamın içinde tek bir zerre dahi ışımayacak.
Kıyametlerin hikayesini yapanlar anlatsın.
Benim
ateşimin içinde umut yüklü yıldızlar vardı.
Yaktığımız tütsülerle kutsadığımız,
Davullarımızın gümbürtüsüyle çağırdığımız
Hep
aynı ışık ikliminin yolcuları için taşınan umutlardı.
Düğünlerimizi, şenliklerimizi hep yıldız dağlarının altında
Sonsuz
bir neşe içinde kutladık.
Neşe
bizim kutlu türkülerimizin umutlu adı.
Ateşlerimizin nazlı alevinin dalgalandığı gecelerde
Ay
tepemizden usulca parlattı tüm kutlu bayramlarımızın
Renkli
tepelerini.
Biz
umudun yolcuları,
Boynumuza hiç bir kilidin tasması geçmedi.
Dağlarımız gibi dikildi başımız,
Nehirlerimiz gibi coşkun,
Ağaçlarımız gibi, hayvanlarımız gibi gönlümüzce akıttık zamanlarımızı.
Zamanlarımız içinde bir yolduk, yolcuyduk
Doru atlarımızın terkisinde ay
yüzlü umutlarımız,
Göğün
yedi katında biz umut peşinde dolandık durduk.
Hastalıkları ve belaları kovaladık yerin yedi kat diplerine.
Davulumuzun
gümbürtüsüyle yedi kat kayalar yuvarladık üzerlerine.
Kapılarımızın eşiğindeydi kutsal pınarlarımız.
Kapımızın eşiğinden kovduk tüm lanetlerini kötü ruhların.
Biz bu
dünyanın neşeli oğulları ve kızları
Aynı süslerin altında dolandık
dünyayı.
Hayvanlarımızın otlarındaydı aynı kutsal güç,
Atlarımızın gözlerindeydi solmaz ışıklarımız,
Ağaçlarımızın köklerinde ve biz göğün sonsuz yolcuları,
Bir çift turna ötüşüyle yazdık yazgılarımızın
en ateşli zamanlarını.
Yolumuzun başında karanlıkların lanetli öfkelerini kovaladık.
Yolumuz
üzerindeki her bir ağulu göz yaşına umutlar taşıdık.
Biz
yüklendik zamanlarımızı ve koca Ay kadınla davullarımızın
En tok
sesiyle inlettik gökleri.
İlk
lanetin ardındaki yaraya dek döktük ağıtların içindeki irini, kini, nefreti.
Şimdi
gitme vaktindeyiz.
Sonsuzluğa doğru bir yolculuğun kıyısında geçmiş zamanlarımızın
Hikayeleri canlanmakta.
Biz
yollarımızın sonunda,
Geçmişten
geleceğe yüklerimizi sırtımızdan indirip
Usulca
gideceğiz kayın ormanlarının arkasındaki tepelere doğru.
Gözlerimizdeki yaşamın kutlu ışığı sönmek üzere.
Arkamızda
bıraktığımız, lanetlerin kara beşiğinde toprak,
Üstümüzde
o lanetleri saran koca bir gök
Geçiyoruz
bu dünyadan.
Geçtik
gidiyoruz ..........
Kalk koca
Ay kadın kalk .........
Vur
davulunun en gergin yerine tokmağını.
Bu sözlerle birlikte her ikisi de davullarına yönelirler.
Koca Ateş Bey:
Hatun kişilerin
en nazlısıyla
Oğullardan en
yüreklisi düşer son yolculuklarının yollarına
Bir hayat bu
yolculuğa çıkmadan nasıl yaşanır ki?
Ne zaman
başlanır bu yolculuğa?
Ağır ağır
davullarını çalmaya başlamışlardır. Onlar uzaklaştıkça sesler kesilmeye başlar.
Sesler tamamen kesildikten sonra bir ağıt yankılanır
kulaklarda.

Yorumlar
Yorum Gönder