Ana içeriğe atla

Mavi-Eflatun-2

  İnceden bir müzik. Derinlerden sızan tiz bir çığlık gibi. Zirve noktasında sarsacak her bir kişiyi.
Ağır ağır dinecek yine müzik. Sahnenin başından itibaren Mavi Ve Eflatun yüzlerini birbirlerine dönmezler. Aynı sahnenin üzerinde sırtları birbirlerine dönük kendi dünyalarının maceralarını anlatmaktadırlar. Geçişlerde yapılan danslarda sırtları birbirine dönük olmaları mekan vurgusunu artıracaktır. Mavinin kulağındaki bir sestir Eflatun, Eflatunun peşinde olduğu bir damla ışığın adı da Mavi.

Mavi: Dünya ötesinde dünyalar,
          Seni çağırmaya başladığında,
          Geceleri, sularda denizkızlarının saçlarının dalgaları oynaşırmış.
          Yaşlı denizci, kendisinden yaşlı türküsünü söylerken,
          Kara suların büyülü ışıklarının oyunlarını seyrederdik.
          Çocukluğumuzun sarhoş yelkenleri yalpalanırdı,
          O ışık denizinin her bir demetinde.
          Yaşlı denizciler türkülerine devam eder ve biz
          Düşlerimizi yüzdürürdük, yakamozların sahici kucağında
          Şafağın tılsımlı renk cümbüşü sökmeye başladığında ilmeklerini,
          Ayaklarımız topraktan çözülür,
          Yakamozlara yüklü düşlerimizle birlikte
          Ufuk çizgisinin ötesindeki sularda dans etmeye devam ederdik.
          Kara sulara atılmış tohumlardık biz.
          Yemişlerimizi toplamaya,
          Uçsuz bucaksız mavinin koynuna gidecektik.
          Yolumuzun başıydı Mavi.
          Derler ki yaşlı denizciler,
          Mavi deryanın enginliğinden ürktüklerinde,
          Kara toprağın kara oyunlarını düşünürlermiş.
          Savaşçıların korkunç çığlıklarının yankısının kulaklarında şaklaması için
          Fırtınaları çağırırlarmış.
          Bu hal üzere olduklarında esen her bir yel onlara
          Toprağın bağrına düşen her bir damla kanın kokusunu taşırmış.
          Böylece onlar kanla sulanmış kara toprakları görmektense
          Sınır tanımayan enginliğin derinlerinde kaybolmayı tercih ederlermiş.
          Yolumuzun başındaydı Mavi.
          Umutlarımızı yeşertebileceğimiz tek derinlerdi Mavi.
          Arkamızı döndüğümüz topraklarda,
          Çiçeklerimizin açacağı tohumları ekecek bir yer kalmamıştı.
          İnsanoğlunun hırslarının güdüldüğü yaylalarda
          Ve öfkelerinin hasat edildiği tarlalarda,
          Her bir gün kan kusuluyordu.
          Çığlıklar sustuğunda, kara ölüm konuşuyordu.
          Sokaklarda köpekler insanlardan daha şanslı.
          Korkusuz şövalyelerin çocuklarıydık.
          Onların parlak zaferleriyle göğsümüz kabarırdı.
          Açlık ve sefalet içinde gurur,
          Gözlerimizin görmediği, kokusunu bilmediğimiz
          Zengin bahçelerin hayalinden başka bir miras bırakmadı bize.
          Açlık ve hayal hırslarımızın beslendiği iki başlı canavar.
          Biri tüm vahşetiyle bizi saran dehşet mayası,
          Öteki şafakların açıldığı kapılardan esen eflatun bir mucizeler kuşağı.
          Ayaklarım karadan kesilip,
          Ak yelkenlerin altında yalpalanmaya başladığı limandan beni uğurlayan,
          Kara bir gölge ve yaşlı denizciler.
          Yelkenler şişmeye başlayınca,
          Ağır ağır dağıldı gölgeler
          Ve limanda sadece çocuklar kaldı.
          Yolumuzun başıydı Mavi.
          Eflatun düşlerimizin bizi çağırdığı
          Şafakların engin yollarıydı önümüzde açılan.



Eflatun:
              Yüksek tepelerin gözüme değen yamaçlarında kaybolduğunda gölgen,
               Güneşin bahçesinde çocuklarımız oynuyordu hala
               Ve çiçeklerimiz henüz kurumamıştı.
               Soluklarımız şimdiden dönüşünle kutlanacak bayrama hazırlanmaya başlamıştı.
               Sefere çıkan adamların kadınları
               Düğünlerine hazırlanır gibi bir bekleyişe teslim olurlar.   
               Her bir gün, yakılan tütsülerle kutsanır.
               İnce ince işlenir her bir an,
               Ve kıymetli sandıklar hazinesine özenle yerleştirilir günün sonunda.
               Ay geceyi yarıladığında usulca bitirilir gün;
               Sevgilinin ılık nefesine dokunuyormuş gibi.
               Ayrılığın soğuk yüzü ısıtılır,
               Çocukların temiz yüzlerindeki neşe dolu yangınlarla,
               Ah sevgili,
               Kapımızdan girdiğinde tekrar,
               Bahçemizin çiçekleri bile sana sarılmak için uzanacaklar.
               Gözlerimizdeki ateş tutuşacak yeniden.
               Alevler saracak ve ısıtacak tüm evreni.
               Seni beklerken sevgili,
               Günlerim gelişinin güneşli sabahları gibi şavkımaktaydı.        
               Soluğumun içindeydi ışığın.
              Aynı gecenin süsleri altındaydık.
              Şafakta tüm dünya buğulu eflatun denizinde.
              Biz yeşil tepelerin renkli bulutları,
              Yeşilimizin içindeydi eflatun.
              Ömrümüzün tüm filizlerinin çiçeklendiği,
              Gönlümüzün bin yıllık tohumlarının köklendiği,
              Düğün ve cenazelerimiz içinde eflatun renkli iklimlerin,
              Itır kokusuyla tütsülendiği zamanlar  
              Benim sana, sevdanın ayrılığa ve karanın beyaza eşliği
              Aynı kutsal suların kanatları altındaydı.
              Bin yılların türküleri gibiydi hayat.
             Güneşin üzerine doğduğu ve yağmur sularının ıslattığı her bir canın içindeydi eflatun.
             Solukların tükenmeyen neşelerinde ve kederlerinde akan ömürlerimiz,
             Bin yıllık türkülerin ışığında geziniyordu.
             Efsanelerin dilsiz kahramanları canlanıyordu
             Geçtiğimiz her bir yörede.
             Ölüm sade bir eksiklik ya da yarım kalmış bir kanat
             Ve sen benim eksik yanım.
            Dönüşü olmayan bir yola giden kanadım.
            Yarım kalan düğünüm, bayramım   
            Çocuklarımın solan yüzü,
            Kötü ruhların dolandığı bahçem
            Senden geriye kalan bir ben ve ağıtların kara geceleri.
           Biz yeşil tepelerin renkli bulutlarıydık.
           Yeşilimizin içindeydi eflatun.
           Tüm renklerini unutmuş olan ben,
           Karabulutların sardığı bahçemden, usulca çıktım
           Tek bir ışık aradım.
           Önümde uzanan yol boyunca
           Sade bir ışık.
           Karanlıkları delecek olan.
           Soluğumu besleyecek olan ışığı,
           Renklerime can verecek olan ışığı.
           Sevdiklerimden yadigar soluğum,
           Karabulutları yırtacak olan ışığı beklemede.
           Sarhoş denizlerin yelkenleri altında
           Enginliğin bilinmeyen derinlerinden beslenmiş yosun kokan bir Mavi beklemekte.

 eflatun-2

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ay Sokak

Yılankavi dolanan dar sokağın başlangıçından itibaren tek katlı veya iki katlı karşılıklı evlerin sıralandığı pencerelerden sıcacık komşuluk ışıkları sızıyordu. Arnavut kaldırımının geniş aralıklı taşlarının arasına topuklu ayakkabılarının topuklarını kaptırmadan yürüyebilmek büyük marifet isterdi. Eski Rum evlerinden birinde oturuyorduk o zamanlar. Dünyanın en sıcak komşusu Sevgi Teyzenin evinde. Duvarları taştan yapılmış oldukça kalın pencere pervazları olan bir evdi. Bahçeye açılan pencerenin önüne oturup mızıka çalmak en büyük keyfimdi. O küçüçük bahçede sokağın bütün çocuklarına yetecek kadar meyvesi olan kocaman bir erik ağacı vardı. Birde benim mızıkayla muhteşem görünüşüne fon oluşturduğum küçük şimşir. Sevgi teyze dünyaya annelik yapmak için gönderilmiş bir kadındı sanki. Kendisinin iki çocuğu vardı. Kızı benim en yakın arkadaşlarımdan biriydi. Köyde yaşayan kız kardeşinin oğlunu da o okutuyordu. Onun öğretmen olmasında Sevgi teyzenin payı çok büyüktür. Birde karşı komşumu...

Koca Ateş Bey-1

Âdem:              Ah oğullarım, kızlarım           Sizler dünyanın efendileri           Yolların üzerindeki tüm ayrık otlarının zehirlerinin tatlarına bakanlar           Ne desem size bilmiyorum ki           Evlatlarım Avuçlarınızın içinde           Küçük  küçücük bir kuş pır pır etmekte           Onun kanatları altında bir hazine,           Hazinenin içinde küçük bir tohum           Tohumun içinde ufuklarınızı aydınlatacak ışık saklı.           Tüm lanetlere karşı      ...

Koca Ay Kadın-Af

               Gözleri bir tek kendi yüzlerine dönmüş olan nesiller,                Ağır ağır yalnızlıklarının kucağında, solup gideceklerdi.                Tüm ağulu gözyaşlarının bedelini ödeyecek olanlar                En büyük savaşın mağlup çocukları,                Benlerindeki âdemle kavga edeceklerdi.                          Yaşamlarını ölümün soğuk ve soluk yüzünün eşliğinde sürdüreceklerdi.                Tüm lanetlerin meydanında yaşarken öleceklerdi.  ...