AYNA*3*: Zamanın hız
kazandığı, karıştığı çağlar...:Mavi ve Eflatun
Keşifler çağı sonrasında yeni buluşan kültürler,
birbirleriyle etkileşen dünyaların dışındaki okyanuslar ötesi dünyaların
buluşmasını konu alan bir öykü. Yüzyılların biriktirdiği acılar, savaşlar,
hastalıklar, kıyımların ve bilginin önlenemez aktarımı ve gelişiminin
çocuklarına seyr-ü seferlerin yolları bir bir açılacaktı. Bunlardan başka
insanoğlunun ufuklarında şavkımaya başlayan çekici rüyaların cazibesi,
umutları, düşleri güneşin doğduğu yöndeki limanlara doğru yolculuğunda
cesaretlerinin yelkenlerini şişiriyordu. İşte bu zamanların ruhunu anlamaya
çalışan bir öykü, Mavi ile Eflatunun öyküsü.
MAVİ VE
EFLATUN
Mavi:
Derinlerden
uğul uğul gelen ses,
Adımı
sayıklıyor.
Okyanusun
ortasında,
Kulağımda
alışılmadık bir çığlık.
Kızıla
boyanmış bulutların arasından,
Kalbime
üflenen soluk bir Mavi!
Yaralı bir
tazenin serin bir yele saldığı ince sesi;
Dalga dalga
tüm benliğimi ele geçiriyor.
Deniz
altımızda koca bir beşik,
Gök
üstümüzde kara bir çarşaf ve kulaklarımda tek bir ses
Mavi,
Hafızamın
derinlerinden bir düş çıkıp geliyor, adı Eflatun
Ben ise,
Mavi!
Eflatun:Mavi, Mavi, Mavi......
Açılsın
semanın ve deryanın üstündeki kara örtü,
Süsleri
dökülsün bir bir derin kuytulara,
Cezbeden
ışıkları engin suların derinlerine gömülsün,
Ölü
canlarımın kanlı ağuları serpilsin üzerlerine,
Lal olan
ağızların, gülleri açılsın, günleri doğsun;
Kara
bulutların laneti dağılsın,
Duru
enginliğinde Mavi’nin.
Seni
beklemekteyim Mavi.
Sağ kalan
bir başımla senin berrak şafağını beklemedeyim.
Gözlerimi
açtığım o sonsuzlukta, tüm şefkatinle kucakla beni.
Düşlerimin tüm renkleri serin sularına emanet;
Her bir
dalgada sana taşınacak bin bir renk saklı.
Yüzünün
alevine değen her bir yel, seni çağırmakta
Eflatun
ruhumun yaraları senin pussuz sularında sarılacak.
Sınırsız
tenin Mavi, Eflatun düşlerimin büyüsüyle yol alacak.
Mavi’nin müziği: Fırtına uğultuları usul usul diner, müzik
sakinleştikçe Mavi Eflatun bir düşün içine uyanır. Ufak adımlarla güvertenin(
sahnenin) ucuna yürür. Gözlerini kapatır ve rüzgârın ona taşıdığı sesleri
duymaya çalışır. Bir süre sonra sesler söz olup dökülmeye başlar dudaklarından.
Mavi:
Duyuyorum
seni düş bahçemin nazlı prensesi.
Beni
bekliyorsun, biliyorum.
İlk limanda
oturmuş umutlarını yeşertecek olan ışığı beklemektesin.
Bu(Mavi) ben miyim, bilmiyorum.
Ayaklarımın
karadan kesilip,
Sular üstünde
durmayı öğrenmesine sebep olan,
Ufukta
şavkıyan o inanılmaz ışık selinin ardından sürükleniyorum.
Zengin
limanlara giden bir geminin yolcusunu bekleyen inci,
Yaklaştıkça
beni içine çeken maralın sesi,
Kulaklarımda
yankılanan acı çığlık.
Elinde olan
büyüleyici zenginlikleri almaya gelen bir avcıya ulaşıyor çığlığın.
Mavi diye
inlettiğin koca okyanustan,
Sana
beklediğin ışığı getirecek olan ben miyim?
Mavi, diye
rüzgâra savrulan, dalgalara atılan sesiz çığlığın sahibi
Yeni bir ad
veriyor bana.
Şafak rengim,
Mavi diye çağırıyor beni.
Sözün bittiği yerde başlayan hikâyelerden biriydi bu.
Dillerin anlatmaya yetmediği, gizlerin dolanmadığı şalelerin çocuklarıydılar.
Yıkandıkları sular içlerinin tüm kirlerini arındırmıştı.
Eflatun:
Sıra bize
geldiğinde Mavim, elimizde kalan bir tek soluğumuz vardı.
Doğduğum bahçeler tarumar
edilmişti.
Seni
kendine çeken zenginlik
Beni
kuyuların en kuytu karanlıklarına sürükleyen fırtınalara sebep olmuştu.
İşte o
karartıları delecek tek bir ışık zerresi dahi kalmamıştı.
Eflatun
dünyamın ipeksi tedirginliği üzerine çöken tüm kara bulutları dağıtacak olana
ulaşsın
sesim.
Ben ona
gök rengi, ışığın renginin adını verdim.
Hangi
kulağa ulaşacaksa sesim onun adıdır, Mavi.
Kulaklarımıza sessizce mırıldanılan ninniler,
Gözlerimizin ağır ağır kapanışına;
Küçük
dünyalarımızın büyük düşleriyse,
Gözlerimizin ağır ağır açılışına yol açardı.
Büyük
düşlerimiz altında boy atan çocukluğumuzun çiçekleri açtığında,
İmbiklerden ağular süzülecek ve soluklar ancak aşk için alınıp
verilecekti.
Yeryüzünün tüm ışıkları şavkımaya başlayacaktı o an,
Düşlerimizin ekildiği tarlaların çiçeklendiği an,
Topraktan gün fışkıracaktı,
Dünün
oklarıyla yaralanmamış olan gün
Ve tüm
sevinçli yarınları doğuracak olan gün doğacaktı.
Yağmur
usuldan düşecekti toprağın bağrına.
Düşlerimiz ıslanacak, kök salacaktı toprağın en derinlerine.
Derunundaki ilk yaraya dek sağaltacaktı acının her bir tonunu.
Adı ışık
olup hiç sönmeyecekti.
Lal
rengi akşamların arafında şenlenecekti insan oğlu ve kızı.
Aşk
kokacaktı her bir yan, yöre;
Tüm
ateşler hiç durma körüklenecekti.
Düşlerimiz büyüyecekti ve biz yokluğa doğru yol alacaktık.
Ardımızda bıraktığımız yediveren yapraklarımızın hikâyeleriyle beraber.
Belleklerde her bir yaprak ayrı bir hikâyenin habercisi.
Her bir
haberin ayrı bir takipçisi.
Her bir
yolun kavşağında buluşanlar biri Mavi,
Düşlerinin peşinde koşanlar
Diğeri Eflatun,
Düşlerini çıkmazında ışığı arayanlar.




Yorumlar
Yorum Gönder